```php ``` İneğin Kulağı İyileşir Mi?.. Kıyamet Kehaneti İsrail’de Büyük Ses Getirdi. - Kudüste Bugün

Written by Görüş

İneğin Kulağı İyileşir Mi?.. Kıyamet Kehaneti İsrail’de Büyük Ses Getirdi.

Suyuti, Halifeler Tarihi kitabında Emevi halifesi Hişâm bin Abdülmelik’in kan dökülmesini sevmediğini, ömründe kanın akmadığı; savaş, komplo ve isyan haberlerinin gelmediği tek bir günün dahi geçmesini arzuladığını nakleder. Bu amaçla bir gün, kendisine hiçbir üzüntü ve keder ulaşmasın diye Rusafe’deki sarayında inzivaya çekildi. Fakat henüz gün yarılanmıştı ki hudut boylarının birinden kendisine kana bulanmış bir ok ulaştı. Bunun üzerine derinden sarsılarak, “Tek bir gün bile mi huzur yok?!” dedi.

Bu kısa hikaye tam da bizim bugünkü durumumuza uymaktadır. Öyle ki İsrail’deki Dini Siyonizm akımının ve ABD’deki müttefiklerinin sansasyonel yorumlarından bir gün bile rahat yüzü göremeden hemen yenisiyle karşımıza çıkıyorlar. Tam beş kızıl ineğin kopardığı yaygara yatışmışken —bu akım ve İsrail ile ABD’deki yandaşlarının sürekli gündeme getirerek kafamızı şişirdiği o beş kızıl inekten üçünde bazı kusurlar ortaya çıktı. Görünen o ki aslında kalan son ikisi de arınma ritüellerini gerçekleştirmek için uygun değil— Filistin topraklarının kuzeyindeki Celile bölgesinde yeni bir kızıl ineğin doğduğu haberiyle sarsıldık. Öyle ki Yukarı Celile bölgesindeki bir İsrail çiftliğinde tamamen kızıl —en azından şimdilik— bir buzağının doğması, başta ABD’deki Evanjelik Hıristiyan gruplar olmak üzere sosyal medyayı adeta çalkaladı.

Sosyal medyada dolaşıma giren fotoğraflarda tamamen kızıl görünen küçük buzağı, 2022 yılında Teksas’tan getirilen beş ineğin takıldığı en temel engeli de aşmış bulunuyor. Bu engel, Haredi dini otoritelerinin benimsediği dini anlayışa göre ineğin İsrail topraklarında doğmuş olması şartıdır. Böylelikle o, 2005 yılında İsrail’de doğan kızıl ineğin hikayesini bugün yeniden tekrarlamış oldu. O dönem medyanın büyük ilgi gösterdiği ve Necef bölgesindeki özel bir çiftliğe taşınan inek, daha sonra üzerinde birkaç siyah tüyün çıkmasıyla, kendisini gerçekleşmiş bir mucize olarak görenlerin umutlarını boşa çıkarmıştı.

Bu ineğe yönelik ilgiyi asıl körükleyen şey ise Hizbullah ile İsrail arasında süregelen savaş esnasında, Celile bölgesinde doğmuş olmasıydı. Bu durum, söz konusu dini grupların bazı mensuplarının, ineğin düşman ateşinin tam ortasında doğmasını ilahi bir işaret olarak yorumlamalarına yol açtı. Söz konusu grupların “ilahi işaret” fikrini bu şekilde yorumlaması yeni bir şey değil. Hatırlıyorum da; bir keresinde bir kişi, radikal Tapınak Grupları üyelerinin Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyip Kubbetü’s Sahra’nın kuzey merdivenlerinde yürüdükleri esnada çekilmiş bir videosunu paylaşmıştı. Tam o sırada aralarından beli bükülmüş yaşlı bir Filistinli kadın geçiyordu. Onlardan bazıları bu manzarayı, İsmailoğulları’nın İshakoğulları önünde belinin büküldüğünü gösteren ilahi bir işaret olarak yorumlamıştı. Bu yüzden aynı kesimlerin bu ineği, bekledikleri Mesih’in zuhurunun yakın olduğuna yorarak “ilahi bir işaret” olarak adlandırmalarına şaşmamak gerekir.

Bu olaydaki asıl trajikomik durum ise bu küçük buzağının henüz keşfedilmeden önce, İsrail’deki resmi sağlık talimatları gereği sahibi tarafından kulağının delindiğinin ve plastik bir kimlik küpesi takıldığının ortaya çıkmasıdır. Hahamlık şeriatına göre yapılan bu işlem, ineğin tam arınma ritüeli için elverişsiz sayılmasına tek başına yetecek bir sebeptir. Nitekim kutsal metinler uyarınca bu arınma ritüeli; söz konusu ineğin herhangi bir kazaya, zarara ya da çiziğe maruz kalmamasını, asla bir tarlayı sürmemiş olmasını, boynuna ip bağlanmamasını ve sırtına bir insanın binmemiş olmasını gerektirmekte.

Öyleyse dini metinlere göre çiftlik sahibinin bu yaptığı, yeni kızıl ineğin ritüel için elverişsiz hale gelmesine ve diğer sıradan ineklerden hiçbir farkının kalmamasına tek başına yeterli bir sebeptir. Dikkat çekici olan şu ki Dini Siyonizm akımına mensup bazı hahamlar ve ABD’deki Evanjelik destekçileri, bu kusuru yeni inekten umut kesmek için yeterli görmediler. Hayvanın kulağındaki plastik parçayı çıkarıp onu, Tapınak Enstitüsü tarafından İsrail’de kurulan Ulusal Kızıl İnek Enstitüsü’ne teslim ettiler. Enstitü yetkilileri, bu küçük buzağının kulağındaki deliğin ne derece kapandığını ve günlük durumunu yakından takiple sorumlu. Hayvan, şerî yaş sınırı olan iki yıl iki aya ulaşana kadar, üzerinde farklı renkte bir kıl çıkıp çıkmayacağını ve arınma ritüelini geçersiz kılacak yeni bir durumun yaşanıp yaşanmayacağını kontrol etmek üzere burada gözetim altında tutulacak.

Bugün İslam alemi, üçüncüsü olmayan iki seçenekle karşı karşıya: Ya ABD ve İsrail’in bu dini saplantı ve çılgınlığına son verecek ya da kızıl ineğin kulağındaki deliğin esiri olarak kalacak. İşin sonunda Mescid-i Aksa’yı, temsil ettiği her şeyle birlikte kaybetmek vardır ki o zaman pişmanlık asla fayda vermeyecektir. Bu duruma ve söz konusu grupların bakış açısına göre, bugün bütün dünya adeta diken üstünde oturmuş, bir ineğin kulak deliğini gözlüyor. Bu ifade her ne kadar trajikomik görünse de aslında kıyamet, nihai kurtuluş ve Mesih ile ilgili dini inanışlara duyulan benzeri görülmemiş bir saplantıyı gözler önüne seriyor. Zira bu saplantı; bugün hem İsrail’in Dini Siyonist hükümetinin hem de muhafazakar Evanjelik akımın etkisindeki ABD yönetiminin politikalarını yönetmektedir.

Bu meselede asıl ilgimi çeken husus, bu ineğin doğumunun Evanjelik Hıristiyanlar tarafından aşırı bir kutlamayla karşılanması, buna karşın Yahudi haber ve analiz sitelerinde —çok azı hariç— bu konunun neredeyse hiç yer bulmamasıydı. Sözü gelmişken bu durum, Teksas’tan getirilen beş kızıl inek meselesi için de tamamen geçerlidir. Öyle ki hızlı bir göz gezdirmeyle bile Amerikan Evanjelik sağ çevrelerinin bu meseleye gösterdiği ilginin, İsrail’deki benzerlerini ve Yahudi dini akımlarını katbekat geride bıraktığı anlaşılmaktadır.

Bu durum, günümüzde ABD’de iktidarda olan akımı yöneten dini coşku ve fanatizm fikrini yeniden gündeme taşıyor. Zira Evanjelikler, Mesih’in ikinci kez yeryüzüne ineceği altıncı tarihi evrede bulunduğumuza inanıyor. Onlara göre bugün İsrail’de olup biten her şey, bu aşamanın sonunu hızlandırmaya ve yeryüzünü Mesih’in ikinci gelişine hazırlamaya hizmet ediyor. Dolayısıyla bu topluluklara mensup bireylerin, Mesih’in gelişine zemin hazırlamak adına her şeyi yapmaya hazır oluşu, İsrail’deki resmi hahamlık gibi geleneksel Yahudi dini otoritelerinin yaklaşımını fazlasıyla aşmaktadır. Nitekim geleneksel otoriteler, asıl olanın insan müdahalesi olmaksızın, ilahi işaretlerin kendiliğinden belirmesini beklemek olduğuna inanıyor.

İşte bu durum, mevcut ABD yönetimindeki bazı karar alıcıların, Mescid-i Aksa’nın kaderine yönelik sergiledikleri mesihçi yaklaşımı açıklar niteliktedir. Halbuki Mescid-i Aksa, kendisine dokunulmasının yaratacağı sonuçlardan duyulan korku nedeniyle, işgal güçleri için her zaman doğal bir caydırıcılık kalkanı oluşturmuştu. Tam da bu noktada, İngiliz Middle East Eye internet sitesinin geçen ayın sonunda yayımladığı o tehlikeli raporu hatırlıyoruz. Rapor; mevcut ABD yönetiminin hazırladığı ve bölgedeki çeşitli ülkelere zaten tebliğ edilmiş olan bir planı açığa çıkarıyordu. Bu plan; olası sonuçlarına hiç aldırış etmeden, Mescid-i Aksa üzerindeki İslami egemenliğe son vermeyi, Vakıflar Heyeti’ni lağvetmeyi ve Mescid-i Aksa’yı denetlemek üzere İslami Vakıflar İdaresi yerine İsrail’in de ortak olduğu uluslararası bir heyet kurmayı öngörüyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun haberdar olmadığını iddia ettiği bu planın varlığını ve sahada hayata geçirilme çabalarını doğrulayan pek çok detay ve kanıt mevcut. Bu çabalar, aşırı Evanjelik akımı temsil eden mevcut ABD yönetimi ile radikal Dini Siyonizm akımının temsilcisi haline gelen İsrail hükümeti arasındaki yakın iş birliğiyle yürütülmekte. Zira her iki kesimin dini liderlerince yayımlanan videoların hemen hepsi bu bağlama hizmet etmektedir. Bunlar arasında Dini Siyonist hareketin teorisyenlerinden Yukarı Celile’nin Safed şehri hahamı Şmuel Eliyahu’nun, Mescid-i Aksa bünyesinde bir sinagog inşa edilmesi için her gün çağrıda bulunduğu videolar yer almaktadır. Keza birkaç gün önce, aşırı sağcı İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile birlikte görüldüğü bir diğer video da buna örnektir. Ben-Gvir bu videoda Mescid-i Aksa’da bir sinagog inşa etme taahhüdünde bulunmakta. Ya da ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin, bu davanın adı geçen toplulukların lehine karara bağlanması yönünde alenen çağrı yapmaktan geri durmadığı ardı ardına gelen açıklamaları buna dahildir.

Bununla birlikte, yaşananların arkasındaki gerçeğe dair en temel kanıtlardan biri de Dini Siyonist akımın yazar, sözcü ve ideologlarının, İslami Vakıflar İdaresi’ni Hamas ile ilişkilendirmeyi amaçlayan, eş zamanlı ve koordineli bir karalama kampanyası başlatmış olmasıdır. Nitekim İsrail’in sağcı internet siteleri, Vakıflar Meclisi başkanının işgal polisiyle Kışla karakolunda görüşmeyi reddetmesi üzerine yaşanan anlaşmazlığı geniş çapta servis etmeye başladı. Üstelik bu olayın üzerinden üç aydan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen bu haberlerin yayılması; aynı haham Şmuel Eliyahu’nun bu ayın başlarında sağcı Makor Rishon sitesinde İslami Vakıflar Dairesi’ne saldırdığı ve orayı “Hamas’ın Kudüs’teki ofisi” olarak nitelendirdiği makalesinin yayımlanmasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti.

Bu durum; İsrail’in UNRWA’yı (Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı) şeytanlaştırmak için yürüttüğü koordineli medya kampanyasını akıllara getirmektedir. Zira bu kampanya, Gazze’ye yönelik savaş sırasında örgütün daha sonra terör örgütü ilan edilerek yasa dışı bırakılmasının kaçınılmaz bir mukaddimesiydi. Bu gelişme, Amerikan yönetimindeki Evanjelik akımın önde gelen isimlerince yürütülen, Vakıflar İdaresi’ni lağvetmeyi ve Mescid-i Aksa’yı İsrail’in de ortak olduğu bir heyete devretmeyi öngören ABD planına dair Middle East Eye internet sitesinin duyurduğu detaylarla tamamen örtüşmektedir.

Tüm bu kanıtlar; Evanjelik akımın, aslen sözde büyük Armagedon savaşını başlatma gerekliliği üzerine kurulu dini inançlarını destekleyecek her konuya yönelik benzeri görülmemiş ilgisinin arkasındaki güç olmasına şaşırmamamızı gerektiriyor. Zira bu gruplar için söz konusu bağlamda, tüm sembolizmi ve taşıdığı büyük risklerle birlikte Mescid-i Aksa’yı ateşe vermekten daha ideal bir seçenek yok.

Tam da bu bağlamda, bu akımın takipçilerinden biri olan Avustralyalı Evanjelik Hıristiyan Denis Michael Rohan’ın, 21 Ağustos 1969 tarihinde Mescid-i Aksa’yı ateşe veren kişi olduğunu hatırlıyoruz. Kuşkusuz, bugün “kızıl inek” efsanesinin yeniden gündeme getirilmesi; bu çevrelerin ve İsrail’deki müttefiklerinin, bedeli kanla ödense dahi Mescid-i Aksa’nın kaderini tayin etmek üzere attıkları adımları gerekçelendirme çabasından kaynaklanmaktadır.

Bütün bunlar, başta Filistin halkı gelmek üzere tüm İslam dünyasını —hem yönetimleri hem halklarıyla— üçüncüsü bulunmayan iki seçenekle karşı karşıya bırakıyor: Ya küresel bir felakete yol açabilecek bu Amerikan-İsrail dini çılgınlığına ve pervasızlığına ne pahasına olursa olsun son vermek ya da kızıl ineğin kulağındaki deliğinin esiri kalarak nihayetinde Mescid-i Aksa’yı ve temsil ettiği her şeyi kaybetmek. İşte o zaman, son pişmanlık fayda etmeyecektir.

 

 

Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Dr. Abdullah Marouf tarafından kaleme alınmıştır ve çevirisi Kudüs’te Bugün ekibine aittir.