Tapınağın Yıkılışının Anma Gününe denk gelen 23 Temmuz 2026 Perşembe günü, Mescid-i Aksa, 1967’deki işgalinden bu yana kaydedilen en şiddetli yerleşimci baskınına sahne oldu. İşgal güçleri, Yahudileştirme yönünde her cephede yeni fiili durumlar dayattı ve tek bir günde şimdiye kadarki en yüksek sayıda baskıncı yerleşimciyi içeri soktu:
Birincisi: Zamansal bölünme cephesi
İşgal güçleri, Mescid-i Aksa’yı Müslümanlara kapatarak baskıncı yerleşimcilerin sabah namazından ikindi namazına kadar burada tek başlarına bulunmalarını sağladı. Kuzeydeki Kral Faysal Kapısı ile batıdaki Kattanin ve Hadid kapıları kapatıldı. Bu kapıların önündeki alanlar ise bir önceki geceden itibaren yerleşimcilerin ayinleri ve dansları için tahsis edildi. İşgal güçleri ayrıca sabah saatlerinde 75 yaşın altındakilerin mescide girişini yasaklayan keyfi bir yaş sınırı uyguladı; öğle namazına doğru bu sınırı 80 yaşa yükseltti. Polis, mescide gelmeye çalışan Müslümanlara “bugünün Yahudilere ayrıldığını” söyleyerek evlerine dönmelerini bildirdi. Bu durum, yayımlanan videolarda da belgelendiği üzere Aksa’nın Müslümanlardan tamamen boşalmasına yol açtı ve işgal güçlerinin daha önce 2015 yılında dayatmaya çalıştığı dinî günlerin tamamen paylaşılması hedefini gerçekleştirdi. O dönemde bu girişim Sekakin İntifadasının patlak vermesine neden olmuştu. Aynı zamanda işgal güçleri, Aksa’ya girmeyi başaran tüm Müslümanların yalnızca kapalı namaz kılma alanlarında bulunmalarını ve hiçbir şekilde avluda yer almamalarını zorunlu kıldı. Böylece Aksa’nın avluları Siyonist yerleşimcilere tamamen boş bırakıldı ve ibadet edenler ya da vakıf görevlileri tarafından baskının belgelenmesi engellendi. Gün boyunca yayımlanan tüm görüntüler yalnızca baskına katılan Yahudilerin kendi platformlarında paylaştıkları kayıtlar oldu.
İkincisi: Mekânsal bölünme cephesi
İşgal polisi ilk kez doğu avlusunda Siyonist yerleşimciler için bir gölgelik kurarak burayı aşamalı şekilde ele geçirme sürecinin önünü açtı. Yaklaşık çeyrek asırlık bir geçmişi bulunan bu süreçte, Tapınak Gruplarının doğu avlusuna kendilerine ait çadırlar kurulması yönündeki talepleri 2020 yılında başlamış, 30 Haziran 2026 tarihinde ise yapay zekâ ile hazırlanmış ve Siyonist yerleşimcilerin doğu avlusunu ele geçirdiğini tasvir eden bir görselle yeniden gündeme getirilmişti. Bugün kurulan geçici gölgelik, el-Halil’deki İbrahim Camii’nde yaşanan sürecin Mescid-i Aksa’ya taşınmasının önünü açmaktadır. İbrahim Camii’nin açık avlusuna metal bir çatı kurulması, daha sonra Siyonist müdahalenin caminin imarına ve vakfın yetkilerinin elinden alınmasına giden yolun başlangıcı olmuştu. Aynı zamanda baskına katılan grupların tamamı, Kubbetü’s Sahra’nın karşısındaki batı avlusunu doğu avlusuna paralel şekilde ayin, şarkı ve dans alanı olarak kullandı. Yerleşimciler, baskından bir gün önce doğu avlusundaki taşların üzerine Mesih sembolü çizmişti.
Üçüncüsü: Dini ritüellerin dayatılması cephesi
Siyonist Yerleşimciler, işgal polisinin koruması ve gözetimi altında, bu polisten sorumlu bakan Itamar Ben-Gvir’in de katılımıyla Mescid-i Aksa’nın çeşitli bölgelerinde rahatlıkla dini ayinlerini gerçekleştirdi. Av’ın Dokuzu Ağıtlarını okudular, bu ayin ve ağıtların ayrıntılarını içeren kitapları ilk kez bu vesileyle yanlarında taşıdılar. “Kohenlerin Bereketi” ve toplu tam secde ritüellerini gerçekleştirdiler, İsrail bayrakları açtılar, “Tapınağı İnşa Edeceğiz” de dahil olmak üzere çeşitli dini şarkılar söylediler, mescidin her tarafında dans ve alkış halkaları oluşturdular. Bazıları siyah dua kayışları olan “Tefilin” ve dua şalı “Tallit” giyerek bunları fotoğrafladı. Siyonist yerleşimciler ayrıca, geleneksel haham yorumuna göre Yahudilerin Mescid-i Aksa’ya girmesini Tevrat anlatısındaki şartlar gerçekleşene kadar yasaklayan resmi hahamlık levhasını da kaldırdı.
Dördüncüsü: Mescidin yönetimini kontrol altına alma cephesi
İşgal polisi, nöbetçi muhafızlar dışında Vakıf çalışanlarının Mescid-i Aksa’daki görevlerine başlamasını engelledi. Bu durum, zaten sürekli uzaklaştırmalar ve izin iptalleri nedeniyle sayıları azalmış olan Vakıf personelinin yarısından fazlasının görev yapamamasına neden oldu. Buna karşılık işgal polisi giriş çıkışları tamamen kontrol etti, gölgelikler kurdu ve fiilen Ürdün Vakıflar İdaresi’nin yerine geçerek, İslami kutsal mekân olan Mescid-i Aksa’nın yönetimini elinde bulunduran fiili yönetim konumunu dayattı.
Beşincisi: Baskına katılanların sayısında rekor
Ürdün Vakıflar İdaresi’nin kayıtlarına göre bugün 4.288 Siyonist yerleşimci Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu sayı, geçen yıl aynı günde kaydedilen 3.969 kişilik sayının %8 üzerinde yeni bir rekor oluşturdu. Geçen yıl bu anma günü 3 Ağustos 2025 tarihine denk gelmişti.
Bu durum, Siyonist sağın siyasi ve güvenlik çevrelerinde Mescid-i Aksa’nın Yahudileştirilmesi konusunda geniş bir mutabakat bulunmasına rağmen, baskınlara doğrudan katılanların sayısının hâlâ sınırlı olduğunu göstermektedir. Bunun nedeni, geleneksel haham yorumunun, arınma şartı yerine getirilmeden bu baskınlara izin vermemeye devam etmesidir. Bu durumun, söz konusu şartın yerine getirilmesi amacıyla kızıl düve arayışlarını yoğunlaştırması ve baskına katılanların sayısını artırmaya yönelik çabaları hızlandırması beklenmektedir.
Aynı zamanda baskına Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir öncülük etti. Kısa süre önce istifa eden Dışişleri Bakan Yardımcısı Sharren Haskel, Knesset Başkan Yardımcısı Nissim Vaturi ve Likud milletvekili, Mescid-i Aksa’nın mekânsal olarak bölünmesi projesinin sahibi Amit Halevi de baskına katıldı.
Sonuç olarak, bu baskın, Mescid-i Aksa’nın işgalinden bu yana Siyonist yerleşimciler tarafından gerçekleştirilen en şiddetli ve en ağır baskın oldu. İşgal güçlerinin mevcut durumu, Mescid-i Aksa’nın Yahudileştirilmesini dayatmak ve kaderini belirlemek için tarihî bir fırsat olarak gördüğünü yansıtmaktadır. Bugün yaşananlar, Mescid-i Aksa’nın Yahudileştirilmesine yönelik tüm hatlarda değişiklik yapma iradesini açık biçimde ortaya koymuştur.
Bugün yaşananlar, 12-9 ile 3.10.2026 tarihleri arasındaki uzun bayram dönemi itibarıyla, Ürdün Vakıflar İdaresi tarafından temsil edilen İslami yönetimin sona erdirilmesi girişimi de dahil olmak üzere daha büyük değişikliklere geçiş teşebbüslerinin habercisidir. Bu nedenle, caydırıcılık dengesini yeniden tesis etmek ve işgal güçlerinin Yahudileştirme yönündeki bu tarihî fırsatını ortadan kaldırmak için harekete geçilmesini gerekli kılmaktadır.
Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Ziyad Ibhais tarafından kaleme alınmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibine aittir.
