```php ``` Mescid-i Aksa’daki İslami Statüyü Sona Erdirme Planı Gerçekten Hayata Geçirilmeye Başlandı Mı? - Kudüste Bugün

Written by Görüş

Mescid-i Aksa’daki İslami Statüyü Sona Erdirme Planı Gerçekten Hayata Geçirilmeye Başlandı Mı?

Geçtiğimiz ayın sonunda İngiliz haber sitesi Middle East Eye tarafından yayımlanan bir rapor, bölgede büyük ilgi uyandırdı. Raporda, bazı bölge ülkelerine bildirildiği öne sürülen bir Amerikan planından söz ediliyordu. Bu plana göre, Mescid-i Aksa üzerindeki İslami egemenliğin sona erdirilmesi, İslami Vakıflar (Evkaf) İdaresi’nin feshedilmesi ve İslami Vakıflar İdaresi yerine, İsrail’in de içinde yer aldığı uluslararası bir kurulun Mescid-i Aksa’nın yönetimini üstlenmesi öngörülüyor.

Amerikan Tarafındaki Şaşkınlık

Benim dikkatimi çeken şey raporun kendisi değil, bu konuda ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun verdiği tepkiydi. Demokrat Senatör Chris Van Hollen, bir sorgulama oturumunda kendisine bu konu hakkında doğrudan soru yönelttiğinde Rubio’nun oldukça şaşkın göründüğü dikkat çekti. Bakan, rapor hakkında yorum yapmayı reddederek yalnızca raporu görmediğini ve bu tür bilgileri ilk kez duyduğunu söylemekle yetindi.

Benim değerlendirmeme göre bu cevap, raporda yer alan bilgilerin yanlış olduğunun bir kanıtı olarak görülemez. Aksine, verilen cevabın niteliği, dolaşımda olan bilgilerin gerçek bir temele sahip olabileceği ve sorunun belki de içeriğinden çok açıklanma zamanlamasında olduğu izlenimini veriyor. Çünkü Mescid-i Aksa son derece hassas bir konu ve onun hukuki ya da idari statüsünün değiştirilmesine ilişkin her türlü tartışma, tüm bölgeyi ateşe verebilir ve Filistin sınırlarını aşan dini bir çatışmanın kapısını aralayabilir. Ancak bu tür bilgilerin doğruluğunu asıl belirleyecek olan şey siyasi açıklamalar değil, sahada yaşanan gelişmelerdir. Son aylarda Kudüs’te İsrail’in izlediği politikalara bakıldığında, göz ardı edilmesi zor bazı göstergeler ortaya çıkmaktadır.

Sessiz Yahudileştirme

Bu göstergelerin ilki, işgal makamlarının geçen Ramazan ayından bu yana Kudüs’teki İslami Vakıflar İdaresi’ne karşı aldığı önlemlerin niteliğinde ve bu uygulamaların İran ile yaşanan savaş süresince de devam etmesinde görülmektedir. Gelişmeleri takip edenler, fiilen Mescid-i Aksa’nın yönetiminden sorumlu olan kuruma yönelik tutumda belirgin bir sertleşme yaşandığını fark etmektedir.

İkinci gösterge ise, radikal Tapınak Gruplarının liderleri ve Dini Siyonizm akımının önde gelen isimlerinden gelen tekrarlanan mesajlarla ilgilidir. Bu çevreler giderek daha sık bir şekilde Mescid-i Aksa’da yakın zamanda büyük değişiklikler yapılacağından söz etmektedir. Bu açıklamalar siyasi gerçeklikten kopuk görünmemekte, aksine sahiplerinin hazırlanmakta olan dönüşümlerden haberdar oldukları ya da bunları bekledikleri izlenimini vermektedir.

Buna ek olarak, İslami Vakıflar İdaresi’ni hedef alan koordineli bir İsrail medya kampanyası da yürütülmektedir. Bu kampanya, kurumu Hamas ile ilişkilendirmeyi amaçlamaktadır. İsrail sağcı medya kuruluşları, Vakıflar Konseyi Başkanı’nın Kudüs Eski Şehri’ndeki Kışla Polis Merkezi’nde işgal polisleriyle görüşmeyi reddetmesi nedeniyle polis ile vakıf yönetimi arasında yaşanan anlaşmazlığı, olayın üzerinden üç aydan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen yeniden ve geniş şekilde gündeme taşımaya başlamıştır.

Aynı dönemde yayımlanan makaleler ve yapılan açıklamalarda, vakıf kurumunun Kudüs’te Hamas’ın bir uzantısı olduğu ileri sürülmektedir. Bu yöntem, daha önce Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) hakkında yürütülen süreci hatırlatmaktadır. Çünkü UNRWA’nın suçlanması ve etkisizleştirilmesinden önce de onu şeytanlaştırmayı ve meşruiyetini ortadan kaldırmayı amaçlayan geniş çaplı medya ve siyasi kampanyalar yürütülmüştü. İki durum arasındaki benzerlikleri göz ardı etmek zordur.

Önemli göstergelerden biri de Mescid-i Aksa içindeki bazı yapı ve mekânlarda yaşanan fiili değişikliklerdir. Bir dizi temel tesis boşaltılmış ve kullanım dışı bırakılmıştır. Bunlar arasında, Mescid-i Aksa’nın batısında Silsile Kapısı yakınındaki Musa Kubbesi (Kur’an Ezberleme Merkezi), kuzeydeki Süleyman Kubbesi, ayrıca doğu bölümünde bulunan Dârü’l-Hadis ve Gazâlî Zaviyesi yer almaktadır.

Dikkat çekici olan nokta, Mescid-i Aksa’nın doğu kesiminin, Tapınak Grupları arasında bazı bölümlerinin ileride bir sinagoga dönüştürülebileceği yönündeki tartışmaların en yoğun şekilde yapıldığı bölge olmasıdır.

Siyasi ve Dini Araçsallaştırma

Bu gelişmeleri, İsrail’deki dini sağ akımlar içinde etkili konumlarda bulunan bazı şahsiyetlerin oynadığı rolden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Bu isimlerin başında, uzun süredir Mescid-i Aksa içerisinde bir sinagog inşa edilmesi çağrısında bulunan aşırı görüşleriyle tanınan haham Shmuel Eliyahu gelmektedir. Yakın zamanda kendisinin İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile birlikte yer aldığı bir video da yayımlanmış, videoda Ben-Gvir, Mescid-i Aksa içinde bir sinagog inşa edilmesinden söz etmiştir.

Bu açıklamalar, İsrail’in iç siyasi ve seçim atmosferi dikkate alındığında daha da önem kazanmaktadır. Ben-Gvir, aşırı sağcı dini seçmen tabanı içindeki konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır. Böyle bir ortamda Mescid-i Aksa ile ilgili meseleler, son derece etkili bir siyasi ve seçim mobilizasyonu aracı hâline gelmektedir.

Geçtiğimiz hafta ayrıca, Yukarı Celile bölgesinde kızıl bir ineğin doğduğuna ilişkin haberler etrafında geniş tartışmalar yaşanmıştır. Bu gelişme, Tapınak projesiyle bağlantılı dini söylemleri yeniden gündeme taşımış ve söz konusu hareketlere eşlik eden söylemde dini boyut ile siyasi boyut arasındaki iç içe geçişin giderek arttığını göstermiştir.

Diğer taraftan, raporda yer alan iddialara yönelik açık ve net bir Arap yalanlamasının gelmemesi, buna karşılık Mescid-i Aksa’daki Ürdün rolüne uluslararası destek sağlanması yönündeki girişimlerin artması ve bu konuda uluslararası alanda belirgin bir diplomatik hareketlilik yaşanması, mevcut statükonun geleceğine ilişkin gerçek tehlikelerin bulunduğuna dair resmî bir farkındalık olduğu izlenimini vermektedir. Bu durum da Middle East Eye tarafından yayımlanan raporun güvenilirliğine ek bir dayanak olarak değerlendirilmektedir.

Bütün bu göstergeler bir araya getirildiğinde, raporda yer alan bilgilerin yalnızca spekülasyon veya geçici medya sızıntıları olarak görülmesini zorlaştırmaktadır. Aksine, siyasi, medya ve sahadaki işaretlerin birikimi; Mescid-i Aksa’nın idari yapısını ve egemenlik düzenini yeniden şekillendirmeyi hedefleyen, aşamalı olarak uygulanan bir planın var olabileceği düşüncesini güçlendirmektedir.

Açık olan şudur ki bu plan, mevcut Amerikan yönetiminin ilk döneminde Jared Kushner’in mimarı olduğu Yüzyılın Anlaşması planının devamı niteliğindedir. Kushner, 2017 yılında Trump yönetiminin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve büyükelçiliğini oraya taşıması dolayısıyla düzenlenen kutlamalarda, İsrail egemenliğinin Kudüs’teki her şeyi, kutsal mekânlar da dâhil olmak üzere kapsaması gerektiğini söylemişti. Ayrıca o dönemde, “Tapınak Dağı”nın tüm inananlara açılması için bir formül bulunması gerektiğini ifade etmişti. Bu da son dönemde ortaya çıkarılan planın önceden yapılmış bir ilanı niteliğindedir.

Arap ve İslam dünyasında benzeri görülmemiş bir acizlik durumunun yaşandığı bu ortamda, halk faktörü olayların seyrini etkileyebilecek en güçlü unsur olarak kalmaktadır. Kudüs ve Mescid-i Aksa ile ilgili büyük meseleler hiçbir zaman yalnızca resmî girişimlerle belirlenmemiştir, aksine her zaman halkların bu meseleyi bilinçte, ilgide ve gündemde canlı tutabilme gücüyle bağlantılı olmuştur. Peki Filistin halkı bunun farkında mı?

 

Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Dr. Abdullah Marouf tarafından kaleme alınmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün tarafından yapılmıştır.