İşgal devletinin güvenlik birimleri, Mescid-i Aksa üzerindeki hâkimiyeti dayatmanın araçlarından biri olarak rollerini giderek pekiştirmiş; son yıllarda ise mescide yönelik baskınlar sırasında Siyonist yerleşimcilerin en önemli destek unsuru hâline gelmiştir. Bu güvenlik güçleri, Siyonist yerleşimcilerin Mescid-i Aksa içindeki varlığını kalıcılaştıran ve avlularda açık şekilde gerçekleştirilen dinî ritüellere katılanlara koruma sağlayan başlıca unsur olmuştur. Hatta güvenlik personelinin de bu açık ritüellere katılması, artık sıkça tekrarlanan bir durum hâline gelmiştir.
Bunun yanı sıra, bu güvenlik birimleri Mescid-i Aksa üzerinde doğrudan kontrol kurmaya yönelik girişimlerini de sürdürmektedir. Bu kapsamda mescidin kapılarında kısıtlamalar uygulanmakta, ibadet edenler ve mescidin avlularında baskılar artırılmakta, avlular ve mescitler içerisinden ibadet eden kişiler gözaltına alınmakta ve olağan baskın saatleri dışında da Mescid-i Aksa’ya baskınlar düzenlenmektedir.
Bu makalede, İsrail’in güvenlik düzeyindeki müdahalelerinin Mescid-i Aksa’ya yönelik en dikkat çekici son gelişmeleri ile bu güvenlik politikalarının işgalin daha radikal uygulamalarıyla ne ölçüde örtüştüğü ele alınmaktadır.
2026 yılında Mescid-i Aksa’da güvenlik birimlerinin öne çıkan rolleri
2026 yılının ilk altı ayında, İsrail’in güvenlik kurumlarının Mescid-i Aksa’ya yönelik uygulamaları, dikkat çekici ölçüde yoğunlaşmış ve çeşitli alanlarda kurumsallaşmıştır. Öne çıkan gelişmeler şunlardır:
- Siyonist yerleşimcilerin açık biçimde Yahudi dinî ritüellerini yerine getirebilmeleri için daha kapsamlı güvenlik sağlanması ve bu ritüelleri engelleyebilecek ya da aksatabilecek Müslüman kişilere yönelik müdahalelerin artırılması.
- Güvenlik birimlerinin, Siyonist yerleşimcilerin dans etmesine, şarkı söylemesine ve İsrail bayrağı açmasına izin verme uygulamasını sürdürmesi.
- Mescid-i Aksa’nın kapılarında ve Eski Şehir’in sokaklarında uygulanan kısıtlamaların artırılması; ayrıca İran’a yönelik saldırılarla eş zamanlı olarak Mescid-i Aksa’nın kırk gün süreyle kapalı tutulduğu dönemde bu kısıtlamaların daha da sıkılaştırılması.
- Baskın sürelerinin uzatılarak toplam sürenin altı buçuk saate çıkarılması.
- Güvenlik birimlerinin, Mescid-i Aksa’ya giren Siyonist yerleşimci gruplarının sayısını artırma politikasını sürdürmesi. Bunun sonucunda, Tapınağın Yıkılışını anma günü sırasında aynı anda yaklaşık bin Siyonist yerleşimcinin Mescid-i Aksa içinde bulunduğu belirtilmektedir.
- Cuma namazı sırasında Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlenmesi ve güvenlik güçlerine bağlı küçük bir devriyenin ibadet edenlerin arasında dolaştırılması.
- Güvenlik birimleri ile Tapınak Grupları arasındaki koordinasyonun artması ve bunun bir göstergesi olarak Tapınağın Yıkılışını anma günü baskınları sırasında Mescid-i Aksa’nın doğu avlusuna bir çadır kurulması.
- Polis ve diğer güvenlik birimlerinin, Mescid-i Aksa içerisindeki belirli mekânları hedef alan uygulamalarını yoğunlaştırması. Bunlar arasında Bab’ür Rahme Mescidi, İmam Gazâlî Kubbesi ve Dârü’l-Hadîs öne çıkan yapılar olarak gösterilmektedir.
Kırk Günlük Kapatma
İsrail işgal güçleri, 28 Şubat 2026 tarihinde Mescid-i Aksa’nın kapatılması kararının ardından uygulamalarını daha da yoğunlaştırdı. Olağanüstü hâl ilanı gerekçesiyle Mescid-i Aksa’nın kapıları kapatıldı ve içeride bulunan ibadet edenler çıkarıldı. Mescid-i Aksa’nın kapalı kalma süresi kırk gün sürdü. İsrail makamları 8 Nisan 2026’da mescidin yeniden açılacağını duyurdu ve Mescid-i Aksa, 9 Nisan 2026 Perşembe günü şafak vakti Müslümanlara yeniden açıldı.
Bu kırk günlük kapanma süresi içinde Ramazan ayının yirmi günü yer aldı. Bu dönemde teravih namazı dâhil olmak üzere tüm namazların kılınması tamamen engellendi. Ramazan’ın son on günündeki itikâf ibadeti ile Kadir Gecesi ibadetleri de yasaklandı. Ayrıca Filistinlilerin Ramazan Bayramı namazını kılmalarına izin verilmedi ve kapanma süreci art arda beş cuma gününü de kapsadı.
Baskın Saatlerinin Yeniden Uzatılması
2026 yılının ilk altı ayında İsrail polisinin aldığı en dikkat çekici kararlardan biri, Mescid-i Aksa’ya yönelik baskın saatlerini yeniden uzatması oldu. Mescid-i Aksa’nın 9 Nisan 2026’da yeniden açılmasının ardından İsrail polisi, baskın saatlerini neredeyse her gün uzattı ve toplam süre yaklaşık altı buçuk saate ulaştı.
Bu kapsamda, aynı gün İsrail polisi, daha önce saat 07.00’de açılan Mağâribe Kapısını Siyonist yerleşimcilerin girişine saat 06.30’da açmaya başladı Böylece sabah baskınlarının süresi 06.30–11.30 arasına çıkarıldı. Ardından öğleden sonra 13.30–15.00 saatleri arasında ikinci bir baskın dönemi uygulanarak günlük toplam baskın süresi altı buçuk saate ulaştırıldı.
Askerî tatbikat Aksa’da çadır kurulmasına
İsrail işgal polisinin Aksa’daki tutumu, kendisini mescidin çeşitli işlerinde belirleyici bir otorite olarak dayattığını göstermekte ve Aksa’yı, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir çatışmaya karşı bir savaş sahası olarak ele almaya çalışmaktadır. Bu kapsamda, 14 Temmuz 2026 tarihinde işgal polisi, Mescid-i Aksa’nın avluları ve namazgahlarında iki saatten fazla süren canlı eğitim tatbikatları gerçekleştirdi. Bu tatbikatlar, Aksa’nın her bir kapısının yaklaşık on beş dakika veya daha uzun süreyle kapatılmasını, ayrıca Kıble Mescidi’nin zor kullanılarak boşaltılmasını ve içindeki ibadet edenlerin dışarı çıkarılmasını içerdi. Bu güvenlik tatbikatları mescidin diğer bölümlerini de kapsadı.
Geçtiğimiz aylarda güvenlik düzeyinin radikal gruplarla uyumunun sürdüğü görüldü. Bunun göstergelerinden biri de 23 Temmuz 2026 tarihinde, Tapınağın Yıkılışı yıldönümündeki Aksa baskınlarıyla eş zamanlı olarak işgal polisinin baskın sırasında Aksa’nın doğu avlularına bir çadır kurması oldu. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir de Aksa baskınına katıldığı sırada bu çadırın altında fotoğraf çektirdi. Gözlemciler, işgal polisinin bu çadırı kurmasının, bir yandan işgal devletinin güvenlik ve siyasi düzeyleri ile diğer yandan işgalin radikal unsurları arasındaki uyumun boyutunu teyit ettiğini; güvenlik düzeyinin mekânsal bölünmenin daha ileriye taşınmasına zemin hazırlamaya ve Aksa’daki Yahudi varlığını tamamen pekiştirmeye katıldığını, bunun da Siyonist yerleşimcilerin yürürlükte olan ve işgal polisinin giderek uzattığı neredeyse günlük baskın sürelerini aşacak şekilde daha uzun süre kalmalarına imkân verecek daha fazla aracın içeri sokulması yoluyla gerçekleştirildiğini belirtti.
İşgal devletinin bütün düzeyleri, bu saldırıları gelecek baskınlarda tekrar ederek, özellikle mescide yönelik saldırı sezonlarıyla eş zamanlı olarak bunları kalıcı bir fiilî duruma dönüştürmeye çalışmaktadır. Ayrıca işgal devletinin güvenlik birimlerinin kontrolüne alacağı alanların hacmini, şeklini ve kapsamını artırmayı hedeflemektedir. Bunun yanında çadırın kurulması, işgal devletinin radikal unsurlarının daha önce dile getirdiği ve “eğitim araçlarının” içeri sokulmasına izin verilmesini içeren taleplerinin fiilen hayata geçirilmesi anlamına gelmektedir. Bu hedef, Tevrat dersleri bahanesiyle Aksa’nın doğu avlularını onların sürekli varlığını barındıracak bir mekâna dönüştürme çabasına işaret etmektedir.
İşgal polisinin Aksa’nın yapılarıni hedef alması
İzleme dönemi boyunca polis ve güvenlik birimlerinin Mescid-i Aksa içindeki bazı noktaları hedef alma rolü pekişti. Bunların başlıcaları Bab’ür Rahme Mescidi, Gazzâlî Kubbesi ve Dârü’l Hadîs binası oldu. 9 Haziran 2026 tarihinde Filistinli kaynaklar, işgal polisinin gerçekleştirdiği saldırılardan birini ortaya çıkardı. Bu kaynaklara göre işgal polisi, son aylarda uydurulmuş güvenlik gerekçeleriyle Mescid-i Aksa’nın bazı yapılarını boşaltma uygulamasını artırdı. Bunlardan sonuncusu, Mescid-i Aksa’nın güneybatı tarafındaki Musa Kubbesi oldu. Böylece hedef alınan yapılar zincirine dâhil edilen tesislerin sayısı dörde ulaştı. Bunlar şunlardır:
- Bab’ür Rahme Mescidi’nin çatısındaki Gazzâlî Kubbesi.
- Mescid-i Aksa’nın kuzeydoğu tarafındaki Dârü’l Hadîs binası.
- Mescid-i Aksa’nın kuzey avlusunda, Kral Faysal Kapısı’nın karşısındaki Süleyman Kubbesi.
- Mescid-i Aksa’nın güneybatı avlusunda, Silsile Kapısı hizasındaki Musa Kubbesi.
İşgal makamları, mescidin bu noktalarına yönelik saldırılarını gerçekleştirmek için çeşitli güvenlik gerekçeleri uydurmaktadır. Bu yerlerin tekrar tekrar basılması, kilitlerinin kırılması, yerine yenilerinin takılmasının engellenmesi ve kasten açık bırakılması; ayrıca buralara giren herkesin “güvenliği ihlal eden faaliyetlerde kullanıldığı” iddiasıyla takip edilip dışarı çıkarılması bu uygulamalar arasında yer almaktadır.
Kaynaklar, bu saldırıların söz konusu tesisleri aşamalı olarak ele geçirmenin ve bunları işgal polisinin tasarrufuna ve yönetimine vermeye çalışmanın bir hazırlığı olduğunu, bunun yanında burada faaliyet gösteren vakıf birimlerinin çalışmalarını da işlevsiz hâle getirmeyi amaçladığını belirtmektedir. İşgal devletinin Bab’ür Rahme Mescdine yönelik saldırıları kapsamında ise 17 Temmuz 2026 tarihinde işgal polisi, cuma namazının ardından mescide baskın düzenledi ve içerideki ibadet edenleri zor kullanarak dışarı çıkardı.
Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Ali İbrahim tarafından kaleme alınmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibi tarafından yapılmıştır.
