İşgal yönetiminin kolları tarafından işgal altındaki tüm Filistin topraklarında yürütülen Yahudileştirme saldırılarının şiddeti giderek artmaktadır. Aşırı sağcı hükûmet, işgal altındaki topraklardaki tüm İslami unsurları hedef almaktadır. Çeşitli araçlar ve yasalar aracılığıyla İslami varlığı ortadan kaldırmaya ve kuşatmaya yönelik yoğun çabalar kapsamında, Knesset’i kullanarak yönetimin çirkin yüzünü ortaya çıkaran taraflı yasalar çıkarmaktadır. Bu yasalar, Filistinli esirlerin idam edilmesi yasasıyla ortaya çıkan ve ezanın okunmasını yasaklama yasa tasarısıyla sona ermeyecek olan, aralıksız bir suç yasaları dizisi şeklinde düzenlenmektedir.
İşgal altındaki Kudüs’te İslami unsurların hedef alınması bağlamında, yasama işlerinden sorumlu bakanlar komitesi, İç Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir liderliğindeki Yahudi Gücü Partisi tarafından sunulan ve 1948 yılında işgal edilen Filistin toprakları ile işgal altındaki Kudüs’te ezanı yasaklamayı amaçlayan yasa tasarısını onaylamıştır. Bu yazımızda söz konusu yasa tasarısına, bunun doğuracağı tehlikelere ve işgal yönetiminin arka plandaki amaçlarına ışık tutacağız.
İşgal altındaki Filistin’de ezanın susturulmasına yönelik 20 yıllık girişim
Geçtiğimiz yıllarda, işgal altındaki topraklarda ezanı yasaklayan ya da ses sınırlaması getiren yasaların kabul edilmesi yönünde pek çok girişimde bulunulmuştur. Kaynaklara göre bu girişimler yaklaşık 20 yıl öncesine dayanmaktadır. İşgal makamları, 2006 yılında Ramazan ayı boyunca Akka şehrinde ezanın okunmasını engellemeye başlamıştır.
İşgal hükûmeti 2011 yılında, ezan seslerini hedef almak amacıyla Müezzin Yasası tasarısını görüşmüş, ancak hükûmet içindeki anlaşmazlıklar nedeniyle tasarı rafa kaldırılmıştır.
Knesset’te ezanı hedef alan yasaların kabul edilmesine yönelik girişimler 2014, 2015 ve 2016 yıllarında defalarca tekrarlanmıştır. Son girişimde ise yasa ile ilgili tartışmalar 2017 yılının başlarına kadar uzamıştır. 13 Kasım 2016 tarihinde, yasama işlerinden sorumlu bakanlar komitesi, Kudüs’teki camilerde, yerleşim yerlerine yakın bölgelerde ve 1948’de işgal edilen bölgelerde hoparlörler aracılığıyla ezan okunmasını yasaklayan bir yasa tasarısını kabul etmiştir.
Knesset, 8 Mart 2017 tarihinde yasayı ilk okumada kabul etmiştir. Ancak yasaya yönelik tepkiler ve büyük oranda istenmemesi nedeniyle gündemden çıkarılmıştır. İşgal makamları 2018 yılında yasayı yeniden gündeme getirmeyi denemiş, ancak başaramamıştır.
Yeni yasanın öne çıkan ayrıntıları
Yeni girişime bakacak olursak, 31 Mayıs 2026 tarihinde, yasama işlerinden sorumlu bakanlar komitesi, hoparlörlerin çalıştırılması için önceden izin alınması zorunluluğu getirerek, polise geniş uygulama ve yaptırım yetkileri tanıyarak camilerde ezan okunmasına yönelik kısıtlamaları sıkılaştırmayı amaçlayan bir yasa tasarısını onaylamıştır.
İbrani kaynaklara göre, tasarı, aşırı sağcı İç Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in desteğiyle Knesset İç Güvenlik Komisyonu Başkanı Tzvika Vogel tarafından sunulmuş ve camilerde önceden izin alınmadan herhangi bir hoparlör sisteminin kurulmasını veya çalıştırılmasını yasaklamayı öngörmektedir.
Yasa, genel kural olarak yasak, istisna olarak ise izin ilkesine dayanmaktadır. Bu da camilerde hoparlörlerin çalıştırılmasının başlangıçta özel bir izin alınmasını gerektirdiği anlamına gelmektedir. Yasa tasarısı, bu izinlerin verilmesinden önce, çıkacak sesin gücünün incelenmesinden sesin azaltılmasına yönelik önlemlere, caminin konumuna ve yerleşim alanlarına olan yakınlığına, sesin bölge sakinleri üzerindeki etkisine kadar uzanan bir dizi kriteri şart koşmaktadır.
Tasarıda, izin alınmaksızın hiçbir camide hoparlör sisteminin kurulamayacağı ve çalıştırılamayacağı belirtilmekte olup, aynı zamanda denetimlerin sıkılaştırılması ve yüksek para cezalarının uygulanması öngörülmektedir. Yasa tasarısına göre, hoparlörlerin çalıştırılması ilk etapta yasaklanacaktır. Kurallara aykırı davranış durumunda polis memurunun hoparlörleri derhal kapatma yetkisi olacaktır. İhlalin devam etmesi halinde ise hoparlörlere el konulabilecek ve on binlerce şekel tutarında para cezası uygulanabilecektir.
Tasarı, izin alınmadan hoparlör sisteminin çalıştırılması veya kurulması durumunda 50 bin şekel (yaklaşık 17 bin ABD doları) tutarında para cezası, verilen iznin şartlarına uyulmaması halinde ise 10 bin şekel (yaklaşık 3400 ABD doları) tutarında para cezası öngörmektedir.
Ezan’dan kimliğe… Bu yasanın getirdiği tehlikeler
Ezan yasağ, işgal altındaki topraklardaki en önemli İslami sembollerden birini hedef aldığı için son derece tehlikeli bir tırmanışa işaret etmektedir. Bu da Yahudileştirme saldırılarının artık bu bölgelerdeki Filistin kimliğinin özüne kadar uzandığını göstermektedir.
Önceki gelişmeler, işgal yönetiminin bu yasayı 48 sınırları içindeki topraklarda uygulama yetkisinin, işgal altındaki Kudüs şehri ve kontrolü altındaki diğer bölgelere de yayılmasını sağlayacak olan bir boşluk oluşturacağını ortaya koymaktadır. Bu süreçte, son aylarda saldırıların giderek arttığı Mescid-i Aksa üzerinde özellikle durulmaktadır. Burada, işgal güçlerinin kabloları keserek ya da mescit içindeki ses odalarını tahrip ederek Aksa’daki ezan sesini bastırmaya yönelik tekrarlanan girişimlerini hatırlatmak önemlidir.
Bu bağlamda, söz konusu yasa, Filistinlileri hedef alan sistematik yasama zincirine eklenen yeni bir halkadır. Bu zincir, Filistinli tutukluların idam edilmesini öngören yasadan ezan yasağına kadar uzanmaktadır. Özellikle bu yasa başından itibaren yasaklama ilkesine dayanmakta ve İslami şiarların yerine getirilmesini izne bağlamaktadır. Yani yasa, ezanı dolaylı bir şekilde suç saymaktadır. İşgal yönetimi bu ibadeti, ancak önceden İsrail güvenlik makamlarının onayıyla gerçekleştirilebilen şartlı bir uygulamaya dönüştürürken, halkı rahatsız ettiği iddiası ise bu yasayı ilerletmek için bir bahane olarak kullanılmaktadır.
Buna ek olarak, izinleri, nüfus üzerindeki ses etkisi ve caminin yerleşim alanlarına yakınlığı gibi esnek kriterlere bağlamak, yasaya, işgal altındaki topraklardaki Filistinlilere ait camilere seçici ve ayrımcı bir şekilde uygulanmasına imkân tanıyan rahat bir yasal dayanak sağlamaktadır.
Bu yasanın en büyük tehlikesi, başta Kudüs olmak üzere işgal altındaki toprakları Yahudileştirmeyi ve bu toprakları her türlü İslami unsurdan arındırmayı hedefleyen Siyonist sistemin yeni bir parçası olacak olmasıdır. Son iki yıl içinde, ister Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırılar, ister Kudüs’teki camilere ve şehrin vaizlerine yönelik baskılar olsun, baskıcı yasa ve uygulamaların yoğunluğu belirgin bir şekilde artış göstermiştir.
Sonunda, aşırı sağcı hükûmet işgal altındaki topraklarda Arap ve İslam kimliğinin tüm unsurlarını ortadan kaldırma aşamasına girmiştir. Aksa’ya yönelik saldırılardan camilerin hedef alınmasına ve ezan yasağı hazırlıklarına kadar, varoluşsal ve işgalci bir savaş bağlamında, günde beş kez yankılanan ezan artık sadece inananların namaz çağrısına icabet ettiği bir ses değil, aynı zamanda bu topraklarda kararlılık ve kök salmışlığı simgeleyen bir ses haline gelmiştir. Bu ses, işgalcileri kızdırmaktadır. Tüm hukuki ve güvenlik araçlarıyla bu sesi bastırmaya çalışmaktadır. Eğer tüm aktörler tarafından acil adımlar atılmazsa, önümüzdeki süreç daha ağır ve daha cüretkar olacaktır.
Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Ali İbrahim tarafından kaleme alınmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün tarafından yapılmıştır.
