Written by Görüş

İki Yıllık Saldırı Döneminde Kudüs’ü Yahudileştirme Girişimleri Nasıl Artış Gösterdi?

Son iki yıl, Gazze Şeridi’ne yönelik soykırımla eş zamanlı olarak, Filistinlilere ve mukaddesatına karşı saldırılarla bağlantılı bir dizi gelişmeye sahne oldu. Bu iki yılda, özellikle Kudüs şehrinde Yahudileştirme faaliyetleri ve Mescid-i Aksa’daki Yahudi varlığını pekiştirme yönünde giderek hızlanan gelişmeler yaşandı. İşgal altındaki şehir üzerinde daha fazla kontrol ve hâkimiyet kurulabilmesi için güvenlik, siyasi ve yerleşimcilik gibi çeşitli araçlar kullanılarak saldırı girişimleri artmıştır. Bu da bölge üzerinde yeni olgular dayatma bağlamında gerçekleşmiştir. İşgalciler, bu iki yıl içinde şehir ve mübarek mescidine yönelik topyekûn saldırılarda nitelikli atılımlar gerçekleştirmeye muktedir oldu. Bu makale, soykırım savaşının gölgesinde işgal devletinin kollarının elde ettiği en önemli kazanımları ele almaktadır.

Mescid-İ Aksa Ve (Nihai) Kimliğini Belirleme Girişimi!

Aksa’ya yönelik saldırılar artık sadece münferit yerleşimci grupların neredeyse her gün gerçekleştirdiği baskınlarla sınırlı kalmıyor. Bilakis son yıllarda, özellikle mabedin farklı bölgelerinde halka açık bir şekilde Yahudi dini ritüellerinin icra edilmesi ve Yahudi dinî araç-gereçlerinin içeri sokulması gibi Aksa’ya yönelik saldırıların miktarında tehlikeli bir biçimde artış meydana gelmiştir. İşgal kuvvetleri, saldırganlıklarını hem yoğunluk hem de hacim açısından tırmandırmak için çabalarını yoğunlaştırmaya çalıştılar.

“Aksa Tufanı” operasyonunun ardından işgal kuvvetlerinin tavrı intikam duygusuna ve Gazze’deki savaşın, Mescid-i Aksa’da bitirilmesine dair ısrara dönüştü. Nitekim, Yahudi bayramlarından birinin hemen öncesinde radikal Siyonist örgütler, “Tapınak Tepesi Tufanı” sloganı altında destekçilerini Mescid-i Aksa’ya baskın gerçekleştirmeye çağırdı. Bu durum, bir yandan derin bir öfkeyi yansıtırken, diğer yandan işgalcilerin mescid üzerindeki mücadeleyi kesin biçimde sonuçlandırma kararlılığını da ortaya koymaktadır.

Mescid-i Aksa’nın kapılarında uygulanan çeşitli kısıtlamaların ve Müslüman varlığını hedef alan girişimlerin sürmesiyle birlikte, son iki yıl boyunca Aksa’ya yönelik baskınların sayısında dikkat çekici bir artış yaşandı. 1 Ekim 2023 ile 1 Ekim 2025 tarihleri arasında, Aksa’yı basan yerleşimciler, Yahudi öğrenciler ve işgal güçlerine mensup güvenlik unsurlarının sayısı yaklaşık 123.252’ye ulaştı. Bu olağanüstü rakam hem mescide yönelik saldırıların kapsamını hem de aşırı gruplarının büyük kitleleri bu baskınlara seferber etme kapasitesine işaret ediyor.

Bu gerilim, uzaklaştırma kararlarının artışına da yansıdı. Filistinli kaynaklara göre, işgal makamları son iki yıl içinde Kudüslülere yönelik yaklaşık 771 uzaklaştırma kararı çıkardı; bunların önemli bir bölümü, Mescid-i Aksa’dan uzaklaştırma kararlarıydı. Şüphesiz ki işgal devletinin “Tapınağın manevi temellerini oluşturma” stratejisini sürdürme girişimleri son iki yılda büyük ölçüde hız kazandı. İşgal yönetimi, Müslümanların Mescid-i Aksa’ya erişim imkânlarını kısıtlayarak ve mescid muhafızlarının görev yapmasını engelleyerek, yerleşimcilerin Tapınakla bağlantılı çeşitli ritüelleri icra etmesini mümkün hale getirdi. Bunlar arasında yüz üstü kapanma suretiyle secde etme, kâhinlerin kutsama duaları, şofar üflenmesi, bitkisel kurbanların sunulması, hatta canlı hayvan kurbanlarının içeri sokulma girişimleri ve ardından kan damlayan et parçalarının Aksa’ya taşınması gibi uygulamalar vardı. Aynı zamanda, Ben Gvir’in işgal polisi koruması altında dans ve Talmudik ayinlerine izin vermesi, işgal güçlerinin Yahudi bayramları sırasında Aksa baskınlarına katılanların sayısını artırmaya yönelik politikalarıyla da paralel bir biçimde ilerledi.

Yerleşim Faaliyetlerinde Hızlanma/Yerleşim Yerlerinin İnşasında Hızlanma

İşgal makamları, uluslararası kamuoyunun ve medyanın dikkatinin Gazze’de yaşananlara yönelmesini fırsat bilerek, işgal altındaki Batı Şeria ve Kudüs’te yürüttüğü uygulamalardan uzaklaşan bu ilgiyi kalan Filistin topraklarının yerleşimcilerle kuşatılması yönünde kullanıyor. Bu kapsamda, işgal yönetimi yerleşim projelerini daha da ileri taşımak için adımlarını hızlandırmış durumda. Gazze Şeridi’nde vahşi katliamların sürdüğü bir dönemde, Kudüs’te yeni yerleşim projelerinin onay sürecinde de acele ediliyor. “Duvar ve Yerleşime Karşı Direniş Heyeti” tarafından yayımlanan bir rapora göre, yerleşim kuvvetleri, iki yıllık saldırı sürecinde Batı Şeria ve Kudüs’te yaklaşık 355 imar planını inceledi. Kurumun verilerine göre, bu projeler toplam 37.415 yerleşim birimini ve 38.551 dönümlük bir alanı kapsıyor. Aynı rapora göre, işgal makamları bu süre zarfında 18.801 yerleşim birimine resmen onay verdi. Veriler, yerleşim planlarının özellikle işgal altındaki Kudüs’te yoğunlaştığını gösteriyor; nitekim işgal yönetimi sadece Kudüs’te yaklaşık 148 imar planını onayladı.

Bu girişimler yalnızca yerleşim faaliyetleriyle sınırlı kalmadı; aynı zamanda Filistinlilerin evlerinin ve yapılarının yıkımını, mahallelerinden zorla çıkarılmalarını da kapsadı. Son dönemde, özellikle Kudüs çevresindeki Bedevi topluluklarının yerlerinden edilmesine yönelik çabalar belirgin biçimde arttı. Veriler, işgal devletinin planlama ve imar kurumlarının yeni yerleşimlerin yapılmasını ya da mevcutların genişletilmesi için plan hazırlama ve onay süreçlerini hızlandırdığını, buna paralel olarak Filistinlilerin evlerini ve mahallelerini hedef aldığını gösteriyor. Bu adımlar, işgal altındaki topraklarda daha kapsamlı bir demografik değişim yaratma stratejisinin parçası olarak öne çıkıyor.

Yıkımların seviyesine gelince Kudüs Valiliği tarafından yayımlanan bir rapora göre işgal kuvvetleri iki yıllık saldırı sürecinde 654’ten fazla yıkım operasyonu gerçekleştirdi. Bunların 436’sı doğrudan işgal kuvvetlerinin buldozerleriyle yapılırken, 218 yapı ise sahipleri tarafından aşırı yüksek para cezaları ve yaptırımlardan kaçınmak için zorla kendi elleriyle yıkıldı.

Filistinlilere Yönelik Artan Hedef Alma Politikası

Kudüs, Filistinlilere yönelik baskı ve saldırılar her biçiminde artışa şahit oldu. Filistinlilerin hareket özgürlüğü kısıtlandı, çalışma alanlarında baskılar yoğunlaştı ve işgal kuvvetleri çok sayıda Kudüslüyü öldürdü. Kudüs Valiliği verilerine göre, son iki yıl içinde kentte yaklaşık 97 Filistinli şehit oldu. Aynı rapor, 491 Filistinlinin yaralandığını; bu yaralanmaların gerçek ve plastik mermilerle, ağır darp sonucu ya da zehirli gazdan boğulma vakaları şeklinde gerçekleştiğini belirtiyor. Gözaltılar açısından bakıldığında ise Kudüs Valiliği’nin raporu, saldırıların başlangıcından bu yana Kudüs’ün farklı mahalle ve bölgelerinde 2.688 tutuklama vakasının kayda geçtiğini ortaya koyuyor.

Eğitim Sektörü Yahudileştirme Tehdidi Altında

Gazze’ye yönelik saldırının başlamasıyla birlikte, Kudüs’ün doğu kesiminde Filistin okullarının hedef alınması da fazlalaştı. İşgal yönetiminin Eğitim Bakanlığı, Kudüs’teki Filistin okullarına genel olarak, özellikle de UNRWA (Birleşmiş Milletler Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Çalışma Ajansı) okullarına yönelik baskıyı artırmak amacıyla bir dizi adım attı. Bu hedef alma, 28 Ekim 2024’te İsrail Knesset’inin UNRWA’nın Kudüs’teki faaliyetlerini tamamen yasaklayan kararı sonrasında daha da ileri gitti. Kararın hemen ardından, 8 Mayıs 2025’te işgal güçleri ajansa bağlı okulları bastı ve onlara kalıcı kapatma emirlerini astı. Bu kapatma, öğrencilerin dağılmasına yol açtı ve çok sayıda öğrenciyi işgale bağlı okullara kaydolmaya zorladı.

İbranice kaynaklar, eğitim sektörünün yaşadığı başka sorunlara da dikkat çekti. Bunların arasında, yaklaşık 1.461 dersliklik bir eksikliğe ulaşan sınıf yetersizliği de bulunuyor. Ayrıca, 2024–2025 eğitim öğretim yılında İsrail müfredatını takip eden Filistinli öğrencilerin sayısının yaklaşık 22.966’ya yükseldiği, bunun da toplam öğrenci sayısının yaklaşık yüzde 27’sine tekabül ettiği belirtildi. İşgal makamlarının UNRWA okullarını kapatması, öğrencileri başka okullara yönlendirmesi ve benzeri uygulamaları sonrasında, İsrail müfredatını uygulayan okullara kayıt yaptıran öğrenci sayısının daha da artması bekleniyor.

Son olarak işgal devletinin, işgal altındaki kentin kimliğini değiştirme girişimleri belirli bir sınırda durmuyor. İşgal kuvvetleri dini, kültürel, imar ve demografik tüm cephelerde faaliyet göstererek, işgal altındaki şehir üzerinde tam kontrol sağlamayı ve onu tamamen Yahudi bir kente dönüştürmeyi hedefliyor. Önceki veriler, son iki yıl içinde bu artan saldırganlığın örneklerini ortaya koymaktadır. Gazze’deki soykırımın durması, işgal güçlerini Kudüs ve Mescid-i Aksa’daki mücadelesini sonuçlandırmak için daha ileriye gitmeye itecektir. “Aksa Tufanı”, işgal kuvvetlerinin hazırlıklarına dair erken bir uyarı niteliği taşımıştır. İşgal planlarının karşısında durmanın ilk adımı ise, şehirdeki direnişin tüm araçlarını yeniden etkinleştirmek olacaktır.

 

Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Ali İbrahim tarafından kaleme alınmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibine aittir.