Belki de bugün; 20 Eylül 2026’da ve daha önce 23 ila 24 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen direniş eylemlerinden, Filistin’de Aksa Tufanı’ndan bu yana yaşanan direniş eylemleri arasında en önemlileridir.
Yaklaşık üç yıl geçti ve işgal, soykırım savaşı aracılığıyla tarihin sona erdiğini ve soykırım savaşının tarihteki son satır olduğunu söylemeye çalışıyor. Bundan sonra kitabın kapanacağını ve savaşın ortaya çıkardığı gerçekliklerin kalıcı hale geleceğini düşünüyor. Bu nedenle mevcut durumu abartılı biçimde sergiliyor ve sanki sonsuza kadar sürecekmiş gibi tutunuyor: Gazze’deki ölüm makinesinin devam edeceğini, Batı Şeria’daki zorla yerinden etmelerin süreceğini, Mescid-i Aksa’nın Yahudileştirilmesinin kesintisiz biçimde ilerleyeceğini, Arap Kudüs’ünün Yahudi Kudüs’üne dönüşeceğini, her yerdeki direnişin sona ereceğini, geri dönüş hakkının ve buna tanıklık eden BM kurumunun ortadan kalkacağını ve İsrail iradesinin bir kader haline geleceğini düşünüyor. Oysa gerçekte bütün bunlar geçici durumlardır ve kendi zıtlarına doğru ilerlemektedir.
Bu yanılsamanın başarısızlığa uğraması için yapılması gereken, tarih kitabının kapanmadığını kanıtlamaktır. Bunun için kitaba yeni bir satır yazmak gerekmektedir. Bu satırın büyük bir destan olması gerekli değil; yalnızca yeni bir satır olması bile yeterlidir. Böylece Filistin halkının iradesinin hala canlı olduğu ve soykırımın son nokta olmadığı gösterilmiş olacaktır. Aksine, bütün suçlarına ve yol açtığı felaketlere rağmen sonrasında yaşananlar öncesinin devamıdır.
Soykırımdan önceki döneme dönersek süreç 1987 İntifadası’ndan bu yana Siyonist tarafın kesin sonuç alma girişimleri ile Filistin tarafının bunu engelleme çabaları arasında devam etmektedir. Bu çerçevede işgal altındaki Filistin’de intifadanın başlangıcından bu yana yaşanan 15 çatışma dönemi ele alınabilir. Bir halk hareketi, intifada veya savaş şeklindeki bu dönemler arasında ortalama 29 ay bulunmaktadır.
Dikkatlerden kaçmayan nokta, bu aşamaların 10’unda Mescid-i Aksa’nın başlıca konu olmasıdır. Yani Aksa, son kırk yılda Filistin topraklarındaki çatışma dönemlerinin %66’sında iradeyi ve eylemi harekete geçiren başlık olmuştur.1990 sonrasında Aksa Katliamına verilen karşılıktan 1996 Tünel Direnişi’ne, ardından 2000 Aksa İntifadası’na, 2015 Kudüs Direnişi’ne, 2017 Esbat Kapısı Direnişi’ne, 2021 Kudüs Kılıcı Savaşı’na ve nihayet 2023 Aksa Tufanı’na kadar uzanan bir süreçten söz edilmektedir. On aşamanın tamamını sıralamaya gerek yok, belirtilenler örnek olarak yeterlidir.
Kısacası Aksa, kırk yıl boyunca Siyonist tarafın kesin sonuç alma girişimlerinin başlığı olurken buna karşılık Filistinlilerin bu kesin sonucu engellemek amacıyla gerçekleştirdiği eylemlerin de başlığı olmuştur. Aksa, her koşulda mümkün olan yöntemlerle; halk hareketleri, intifadalar, savaşlar ve bireysel eylem dalgaları şeklinde direnişi harekete geçirmiştir. Filistin halkı, Mescid-i Aksa’yı koruma, kimliğine sahip çıkma ve bunu kendi topraklarındaki varlığını ortadan kaldırma girişimleri karşısında varlığını ve devamlılığını korumanın bir sembolü olarak sürdürme konusunda etkili biçimde iradesini ortaya koyma kapasitesini kaybetmemiştir.
İşgal devletinin soykırıma geçişi, saldırılar ile bunlara karşı koyan direniş aşamalarından oluşan bu sürekli döngüyü kırma girişimi olmuştur. İşgal devleti, bu iradeyi susturmaya çalışmaktan onu ve sahiplerini ortadan kaldırmaya çalışmaya geçmiştir çünkü onların hayatta olduğu veya kendi topraklarında bulunduğu sürece bu iradenin varlığını sürdüreceği açıktır. Bu nedenle bugün, bu hedefin başarısız olduğunu ilan etmek için gereken şey tarihi soykırımın kesip atmak istediği mantıkla yeniden yazmaya başlamaktır: Filistin topraklarındaki Siyonizm tarihinin hala saldırı ve direniş arasında ilerlediğini göstermek.
Ayrıca Siyonizm’in, tüm vahşetini ortaya koymasına, bütün uluslararası desteğini arkasına almasına, daha önce göze almadığı ölçüde insan kaybını ve imaj kaybını göze almaya hazırlanmasına rağmen hala kesin bir sonuca
ulaşamadığını göstermek. Döngü yeniden kendi hareketine dönecektir: İşgal devam ettiği sürece her saldırının bir karşılığı, her saldırının bir direnişi olacak; kesin bir sonuç ve nihai bir son olmayacaktır. Son aylarda Batı Şeria’da yaşanan eylem dalgalarına dönersek bunların en önemli özelliği tam da bu anlamın somutlaşmasıdır: Tarihe yeni bir satır yazmakta ve soykırımın kitabın sonu olmasına izin vermemektedirler. Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta bu iradeyi yeniden harekete geçiren şeyin geçmişte olduğu gibi yine Mescid-i Aksa olmasıdır. 2026 yılının başından bu yana Aksa, büyük çaplı saldırılara ve ihlallere maruz kalmaktadır; bu bir gerçektir. Ancak aynı zamanda soykırımın gölgesi altında bir canlanmaya ve iradenin yeniden ortaya çıkışına da tanıklık etmektedir. Şimdiye kadar bunun dört aşaması görülmüştür:
Birincisi: Ramazan ayında ve Ramazan Bayramı’nda, Aksa’nın girişlerinde onlarca, yüzlerce ve ardından binlerce kişinin nöbet tutarak namaz kılması.
İkincisi: 15 Mayıs 2026 Cuma günü, Kudüs’ün işgalinin İbrani takvimindeki yıldönümünde Aksa’ya yönelik bir baskın düzenleme girişiminin engellenmesidir. Bu baskın için 22 Knesset üyesi ve bakan çağrıda bulunmuştu.
Üçüncüsü: 23 Temmuz 2026 Perşembe günü, Aksa tarihindeki en kapsamlı baskınlardan birinin gerçekleştirildiği günle eş zamanlı olarak Beyt Furik ve Cenin’de gerçekleştirilen iki direniş eylemdir. Bunları ertesi gün, 24 Temmuz 2026 Cuma sabahı Tel Sabah kasabasında gerçekleştirilen ve yazılı olarak şehit Faruk Ramazan olarak anılan kişinin direniş eylemi izlemiştir.
Dördüncüsü ise bugün, 20 Eylül 2026’da, Ramallah’ın batısındaki Vadi Reya’da esir Kadri Semara tarafından gerçekleştirildiği belirtilen eylem ile Cenin ve Silvad’daki iki araçla ezme girişimidir. Bunlar, Kefaret Gününe (Yom Kipur) ilişkin “telafi baskını” gününde gerçekleşmiştir. Bu, halen devam eden ve 03 Ekim 2026’ya kadar sürecek uzun bayramlar sezonunda şimdiye kadarki en büyük baskındır.
Bu dört aşamanın bütünüyle söylediği şey şudur: Soykırım sonrasında tarihin yeni satırı her şeye rağmen yazılmaya başlamıştır. Soykırımın işlediği suçlara ve yol açtığı trajedilere rağmen, saldırıya karşı direniş döngüsünün yeniden ortaya çıkmasını durduramayacağı; Siyonist tarafın kesin bir sonuca ulaşmasının hala uzak bir ihtimal olduğu ve Aksa’nın hak ve inanç üzerinden bizde yaşamı ve iradeyi yeniden canlandırmaya devam ettiği unutulmamalıdır.
Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Ziyad Ibhais tarafından kaleme alınmıştır ve Kudüs’te Bugün ekibi tarafından çevrilmiştir.
