```php ``` Hıristiyan Siyonist teolojisi ile Yahudi Siyonist Tahayyüller Arasında Mescid-i Aksa’nın Yıkımı Doktrini - Kudüste Bugün

Written by Görüş

Hıristiyan Siyonist teolojisi ile Yahudi Siyonist Tahayyüller Arasında Mescid-i Aksa’nın Yıkımı Doktrini

Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın yıkımına dair öğreti, siyasallaştırılmış dinin en tehlikeli birleşimini ortaya koymaktadır: Aşırılıkçı Hıristiyan Siyonist teolojisinin, yerleşimci-sömürgeci Yahudi milliyetçiliğiyle iç içe geçmesi.

Bir aydan uzun süredir Müslümanların Mescid-i Aksa’ya girmesi engelleniyor. Bu kapatma, Kudüs’ün kimliğinin kalbine darbe vururken İslam’ın en kutsal mekânlarından birini tehdit ediyor. Bu krizin merkezinde, siyasi hırs ile dini fanatizmin iç içe geçtiği, Yahudi ve Hıristiyan Siyonist ideolojilerin kesişimi yer alıyor; bu durum insanlığın geleceğini yeniden şekillendirme tehdidi taşıyor.

Fikrin kökleri

Yahudi geleneği, Tapınağın yeniden inşasını ve Yahudilerin Filistin’de nihai olarak toplanmasını, dağılmış halkı bir araya getirecek ve Üçüncü Tapınağı inşa edecek Mesih’in gelişine bağlar. Tarihsel olarak birçok dindar Yahudi, bunun ilahi müdahale ile ve Mesihi dönemden önce gerçekleşmemesi gerektiğini savunarak modern seküler Siyonist inanca karşı çıkmıştır. Ancak modern İsrail ulus-devletinin seküler Siyonist şekilde kurulması, kurtuluşun insan eliyle aktif biçimde gerçekleştirilmesi gerektiğini savunan radikal bir düşünce akımının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu çevrelerin gündemi artık gizli değildir: Bir zamanlar marjinal görülen bu aktörler, İsrail siyasetinin ana akımına sızarak en üst düzeylerde etki sahibi olmuştur. Bu süreçte işgal devleti, Mescid-i Aksa’nın yıkılması ve Üçüncü Tapınağın inşasının, İsrail’in kolektif kimliğinin merkezî bir sembolü olarak konumlandırılmasının zeminini hazırlamaktadır.

Hıristiyan Siyonizmi

Hıristiyan Siyonizmi – özellikle Evanjelik fundamentalistler arasında – İncil’in lafzi (literalist) bir yorumunu benimseyerek, Yahudilerin Filistin’e dönüşünü, Kudüs’ün başkent olduğu bir devletin kurulmasını ve Mescid-i Aksa’nın bulunduğu alanda bir mabedin inşasını Mesih’in (İsa’nın) dönüşünün ön koşulları olarak tasavvur eder. Yahudi Siyonizm’inden çok önce Protestan Avrupa’da ortaya çıkan bu teoloji, Armageddon kehaneti etrafında şekillenir. İyiliğin (İsrail ve Hıristiyan Siyonistler) güçleri ile kötülüğün (Müslümanlar) güçleri arasında kıyametvari bir savaş öngörür; bunun sonucunda inanmayanların ve kehanete göre Yahudilerin de üçte ikisinin yok olacağı iddia edilir. Bu öğreti özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde geniş bir yayılım göstermiş, İsrail yanlısı dış politika ve siyasi lobiciliğe koşulsuz desteğin ideolojik zeminini oluşturmuştur.

Kesişim ve ittifak

Filistin’de bir Yahudi tampon devleti fikri, Yahudi Siyonizm’inden önce Hıristiyan Siyonistler tarafından ortaya atılmıştır. 19. yüzyıl Britanya’sından günümüz Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar Hristiyan Siyonizm’i, kehanetlerin önündeki engelleri kaldıran ideolojik bir örtü ve Batı desteği sağlamıştır. ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve 2020’de “Yüzyılın Anlaşması” olarak adlandırılan plan gibi son gelişmeler, bu uyumun sürdüğünü göstermektedir.

Son yirmi yılda dini Yahudi Siyonistler, Hristiyan Siyonizm’i ile ittifaklarını güçlendirmiş ve bunu Mescid-i Aksa ile Kudüs’ün Yahudileştirilmesini hızlandırmak için kullanmıştır. Başlangıçta münferit baskınlar şeklinde olan girişimler, zamanla ritüelleştirilmiş ibadet kampanyasına dönüşmüş; mabedin zamansal ve mekânsal olarak bölünmesine yol açmıştır. Günümüzde Mescid-i Aksa tamamen kapatılmakta ya da yalnızca İsrail’in belirlediği şartlarla yeniden açılmaktadır — bu durum, tasavvur edilen Üçüncü Tapınağa doğru atılmış belirleyici bir adım olarak görülmektedir. Bu iş birliği, “kızıl düve” projesinde somutlaşmaktadır. Ritüel saflıkla ilgili hahamî çekincelere rağmen Amerikalı Evanjelikler, Yahudi arınma ritüellerini mümkün kılmak ve Mescid-i Aksa’ya toplu girişleri sağlamak amacıyla kızıl düvelerin genetik olarak üretilmesini finanse etmiş, böylece Tapınağın inşasına yönelik hazırlıkları ilerletmiştir.

Bu ittifakın karşılıklı bir sevgiye dayanmadığını belirtmek önemlidir. Tarihsel olarak Hıristiyan Siyonizm’i, Yahudileri inanç ortakları olarak değil, daha geniş bir kıyamet anlatısının araçları olarak gören çerçevelerden doğmuştur. Buna karşın Yahudi Siyonizm’i, bu desteği siyasi projesi için giderek daha hayati bir unsur olarak kullanmaktadır; Hıristiyan Siyonistler ise bunu ahir zaman kehanetlerinin gerçekleşmesini hızlandırmanın bir yolu olarak görmektedir. Sonuç, ortak siyasi ve dini hedeflerle yönlendirilen bir kesişimdir ki bu da kehanetin insan eliyle gerçekleştirilmesini hızlandırma çabasıdır.

Temel farklar

Yahudi Siyonistler için Tapınak, seçilmiş halk ile yapılan ilahi ahdin gerçekleşmesini ve ulusal kaderin nihai ifadesini temsil eder. Buna karşılık Hıristiyan Siyonistler için bu, Yahudiler ve Müslümanların yok oluşuyla sonuçlanan apokaliptik bir kehanetin yalnızca bir basamağıdır. Bu nedenle Yahudiler, daha geniş bir eskatolojik dramada araçlara indirgenir ve Holokost’tan daha büyük bir felakette yok oluşa mahkûm edilir. Yahudi Siyonistler bu nihai senaryonun farkında olsalar da, Tapınak onların ulusal ve dini hedeflerinin doruk noktası olmaya devam eder. Her iki hareket de kutsal metinleri kendi amaçlarını meşrulaştırmak için kullanır; ancak nihai vizyonları keskin biçimde ayrışır ki bu da ortak bir kaderden ziyade çıkar temelli bir ortaklığı ortaya koyar.

Teolojiden siyasete

Bir zamanlar uzak bir teolojik hedef olan şey, artık tam teşekküllü bir siyasi projeye dönüşmüştür. Mescid-i Aksa’nın yıkımı doktrini, eskatolojik bir spekülasyon olmaktan çıkarak uluslararası politikanın alanına girmiştir. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Batılı güçler, Hıristiyan Siyonist teolojiyi yansıtan tutumlar benimseyerek İsrail’in Kudüs ve Filistin üzerindeki hâkimiyetine diplomatik koruma ve askeri destek sağlamıştır. Teoloji ile siyasetin bu birleşimi küresel sonuçlar doğurmaktadır: Kudüs artık yalnızca Filistinlilerin ya da Müslümanların meselesi değil, Siyonist coşkunun sömürgeci jeopolitikle çarpıştığı küresel bir çatışmanın merkez üssü haline gelmiştir. Bu mücadelenin merkezinde ise Mescid-i Aksa yer almaktadır. Sadece tartışmalı bir kutsal mekân olarak değil, kimliğin, egemenliğin ve tüm bölgenin geleceğinin sembolü olarak.

Sonuç
Mescid-i Aksa’nın yıkımı doktrini, siyasallaştırılmış dinin en tehlikeli birleşimini gözler önüne sermektedir: aşırılıkçı Hıristiyan Siyonist teolojinin, yerleşimci-sömürgeci Yahudi milliyetçiliğiyle iç içe geçmesi. Başlangıçta eskatolojik bir varsayım olarak ortaya çıkan bu yaklaşımın, devlet gücü ve uluslararası ittifaklarla desteklenen koordineli bir siyasi projeye dönüştüğü görülmektedir ve bu mücadelenin merkezinde Mescid-i Aksa bulunmaktadır. Bu çerçevede Filistinlilerin Aksa Tufanı Operasyonu adını kullanması, yalnızca bir slogan değil, varoluşsal bir mücadelenin ifadesi olarak sunulmaktadır. Mescid-i Aksa’yı savunmak; inancın, onurun ve adaletin nihai simgesini savunmak anlamına gelir. Onun korunmasını sağlamak, yalnızca mescidi ve ümmetin kolektif kimliğini muhafaza etmek değil; aynı zamanda dini fanatizmin Kudüs’ü kıyametçi bir projenin merkezine dönüştürmesini engelleyerek insanlığı küresel ölçekte felaket ve kaos risklerinden korumak açısından da hayati olarak değerlendirilmektedir.

 

Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Prof. Dr. Halid Uveysi tarafından Anadolu Ajansı için yazılmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibi tarafından yapılmıştır.