Kudüslüler, işgal kuvvetlerinin her yıl mübarek Ramazan ayı gelmeden önce yaptıkları hazırlıklara alışkındır. İşgal polisi, bu dönemde yollar ile ibadet edenlerin girişleri ve ulaşımlarıyla ilgili düzenlemeleri duyurur. Ayrıca insanları mescitten uzak tutmak için caydırıcı girişimler de bulunarak bu aya hazırlık yaparlar. Ancak bu yıl kendi kurumları içindeki görev ve pozisyonları yeniden düzenleyerek yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’daki planlarını daha sorunsuz, daha az engelle karşılaşarak uygulayabilmeyi hedefliyor.
İsrailli haber sitesi ‘Ynet’te aktarıldığına göre, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in mübarek Ramazan ayının girmesinden önce, Mescid-i Aksa’daki ‘icraatları engelleyen’ biri olarak görülen Amir Arzani’nin yerine Afşalom Peled’i Kudüs bölge komutanı olarak atamayı düşündüğü görülüyor. Terfi listesine alınmayan Arzani, Itamar Ben-Gvir’e ‘sadık olmayan’ polis memurlarından biri olarak değerlendiriliyor. Üstelik kendisinin de zaten görev süresini tamamlamayı düşünmediği, bilakis gelecek Ramazan ayının ardından emekliye ayrılmayı planladığı belirtiliyor.
Ynet’in aktardığına göre, üst düzey bir polis kaynağı, Polis Genel Müfettişi Dani Levy’nin son günlerde, Ramazan’dan önce Arzani’nin yerine polis teşkilatından Afşalom Peled’in getirilmesi adımını desteklediğini belirtti. Peled, kendisini daha önce polis komiseri olarak atamaya çalıştığı Ben-Gvir’e yakın bir destekçisi olduğu biliniyor. Bu pozisyonun hassasiyeti, söz konusu yetkilinin Mescid-i Aksa’dan sorumlu olması, uzaklaştırma emirleri çıkarabilmesi, İsrail polisinin içerideki eylem ve davranışlarını belirleme yetkisine sahip olmasına dayanıyor.
Al Jazeera Net, yazar ve akademisyen Saher Ghazawi’ye şu soruyu yöneltti: ‘Ben-Gvir, gelecek Ramazan’da Aksa’da ne yapmayı planlıyor da Kudüs bölge komutanı bu konuda kendisine destek vermiyor?
Ghazawi, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in mevcut hükümetin—ki İsrail tarihinin en radikal hükümeti olarak kabul ediliyor—gölgesi altında güvenlik birimleri üzerindeki kontrolünü, mesleki liyakatten ziyade liderlikleri kişisel sadakat ve ideolojik uyum temelinde yeniden şekillendirerek sağlamaya çalıştığını belirtti. Bu bağlamda, Kudüs bölge komutanını değiştirme çabası, Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya yönelik katı tutumuyla uyumlu bir saha idaresi sağlamayı hedefleyen siyasi bir adım olarak değerlendiriliyor.
Ghazawi, Ben Gvir’in planının, Ramazan ayı boyunca Filistinli ibadet edenlere yönelik kısıtlamaları sıkılaştırarak ve mescid içindeki yerleşimcilerin varlığını destekleyerek daha katı bir güvenlik prosedürü ve siyasi durum dayatmaya odaklandığını ve böylece mescid üzerindeki kontrolünü kademeli olarak pekiştirmeye çalıştığını ekledi. “Görünüşe göre mevcut komutan Amir Arzani bu yönelimlere uyum göstermedi; bu da bakanı, Ramazan ayı boyunca politikalarının uygulanmasını güvence altına almak amacıyla kendisine yakın isimlerden Afşalom Peled’in atanması yönünde adım atmaya itti.”
Aynı soruya verdiği yanıtta, akademisyen ve Mescid-i Aksa’nın eski medya ve halkla ilişkiler sorumlusu Abdullah Maruf, Ben-Gvir’in 2023 yılının başında bu bakanlığı devralmasından bu yana kritik pozisyonlara yakınındaki isimleri atamaya özen gösterdiğini söyledi. Maruf’a göre işgal makamlarının son iki yılda Ramazan ayından önce yaptığı hazırlıklara bakıldığında, onlar açısından en öne çıkan konunun, herhangi bir gerginlik yaşanmasından duyulan endişe nedeniyle mescide ibadet etmek için gelenlerin sayısını asgari düzeye indirmek ve yıllardır uygulanan, yerleşimcilerin Ramazan’ın son on gününde Mescid-i Aksa’ya baskın gerçekleştirmesini engelleyen prosedürü değiştirmek olduğu görülüyor. Buna ek olarak, mescitte cuma ve cumartesi geceleri itikâfın yasaklanması —ki bu geçen Ramazan’da uygulanmıştı— ve hatta son on günde dahi bunun engellenmeye çalışılması da söz konusuydu.
Geleceğe Yönelik Bir Değerlendirme
Akademik araştırmacı Gazawi’ye, Kudüs ve Mescid-i Aksa’da her gün yaşananlar ve savaşın başlangıcından bu yana Ramazan’da ibadet edenlere yönelik eşi görülmemiş kısıtlamalar altında yaklaşan Ramazan’ın nasıl göründüğü sorulduğunda, şöyle dedi: ‘Doğrusu, karşımızda yeniden yükselen bir gerilim ve saldırı senaryosu var gibi görünüyor; ancak bu gelecek yıl daha yüksek bir düzeyde olacak. Zira Gazze ve Batı Şeria’da tırmanışın sürmesi nedeniyle —ateşkes ilan edilse ya da savaş resmen sona erse bile— önümüzdeki Ramazan’ın, son yıllarla kıyaslandığında Kudüs’te en gergin dönemlerden biri olması bekleniyor.
Ghazawi’ye göre, mukaddes beldede ve Eski Şehir’de artan İsrail uygulamaları, ibadet edenlere yönelik yaşa dayalı kısıtlamaların sıkılaştırılması ve camiye girmesine izin verilen kişi sayısının azaltılması yoluyla sistematik bir baskının yeni bir aşamasına işaret ediyor; buna girişlerde ve çevresinde kontrol noktaları ile bariyerlerin yoğunlaştırılması da eşlik ediyor.
Ayrıca, Ramazan geceleri ve son on gün boyunca toplu ibadetler üzerinde ‘güvenlik’ bahanesiyle ek kısıtlamalar getirilmesinin muhtemel olduğunu; bu arada avlularda polis ve askeri varlığın artırılarak ibadetin gözetim ve denetim altına alınan bir deneyime dönüştürüleceğini belirtti.
Buna karşılık, Ghazawi, Ramazan ayının, yerleşimcilerin organize baskınlarıyla Mescid-i Aksa’daki Yahudi varlığını artırmak için kullanılmasından ve bunun ‘mevcut durumu’ kademeli olarak değiştirerek mekânı ruhani bir alan olmaktan çıkarıp güvenlik denetimine tabi bir saha hâline getirmesinden endişe duyduğunu belirtti. Bu durum, Kudüs’te dini manzaranın, İslami varlığı azaltmayı ve İsrail egemenliğinin sembolizmini güçlendirmeyi amaçlayan Ben-Gvir’in vizyonuna uygun olarak yeniden şekillendirilmesine bir yol açıyor.
Bununla bağlantılı olarak, akademisyen Abdullah Maruf, yaklaşan Ramazan’ın mukaddes belde için zor bir dönem olacağını; özellikle o zamana kadar Gazze’deki ateşkesi sürdürmesi halinde, işgalin son iki yılda savaş gerekçesiyle uygulamalarını yoğunlaştırdığını iddia ettiğini, dolayısıyla gelecek Ramazan’da mazereti olmayacağını, ancak buna rağmen keyfi uygulamalarla kutsiyetini ortadan kaldırmaya devam edeceğini belirtti.
Maruf ayrıca, ‘İşgal, nicelik ve nitelik açısından İslami varlığa dair her şeyi ortadan kaldırmak; yeni bir durum yaratmak istiyor; bu durumda Mescid-i Aksa ortak bir kutsal mekân olarak görülüyor, Yahudi varlığı İslami varlığın önüne geçiyor ve ona üstün kılınıyor; tıpkı Halil’deki İbrahimî Mabed’de İslami varlık üzerinde yapıldığı gibi’ dedi.
Bu yazı Al Jazeera Net tarafından hazırlanmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibine aittir.