```php ``` Ben Gvir, İsrail’in Gelecekteki Kralı mı Olacak? - Kudüste Bugün

Written by Görüş

Ben Gvir, İsrail’in Gelecekteki Kralı mı Olacak?

Aşırı sağcı İç Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, tıpkı ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyasındaki duruma benzer bir şekilde, neredeyse her gün medyanın gündemini meşgul eden tuhaf sözleriyle karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, sosyal medyada yoğun bir şekilde yayınlamış olduğu tartışmalı video ve fotoğrafların sayısı oldukça fazla olan, yeni medya ile iletişim kanallarını çok iyi bilen ve İsrail çevrelerinde TikTok Bakanı olarak anılan bir adam için hiç de şaşırtıcı değildir.

Medyada son zamanlarda en çok konuşulan Ben Gvir haberlerinden birinde 50. yaş günü partisinde eşi, kendisine üzerinde bir idam ipi resmi bulunan bir pasta hediye etmiş, bir diğerinde ise sebze, meyve, tatlı, mutfak aletleri ve daha pek çok şeyi gördüğü rüyasını konu alan bir videoda uyuduğu hali gündeme gelmiş ve hepsi de darağacı ipi şeklinde çizilmiştir.

Ancak bir haber özellikle dikkat çekicidir. Itamar Ben-Gvir, liderliğini yaptığı Yahudi Gücü Partisi’nin dini otoritesi olan Haham Dov Lior’dan, dini otoritelerin dini Siyonizm akımının bile girmesine izin vermediği yerler de dahil olmak üzere, Mescid-i Aksa’nın tüm alanlarına girmesine izin veren özel bir fetva almıştır. Haham Lior’un fetvasının gerekçesi, Aksa’nın her yerinde resmi bir bakanın bulunmasıyla İsrail egemenliğinin gösterilecek olmasıdır.

Bu benzersiz fetvanın boyutlarını bilmeyenler için şunu belirtmek gerekir: Geleneksel Haredi dini otoritelerin izlediği temel ilke, başından beri Mescid-i Aksa bölgesine girmenin tamamen haram olduğu yönündedir. Bu, İsrail’in resmi hahamlığının benimsediği ve hâlâ ısrarla savunduğu bir tutumdur. Bunun nedeni, Yahudi hukukuna göre öldüğünde necis hale gelen bir cesede dokunmaktan kaynaklanan ölü necasetinden arınma şartının gerçekleşmemesidir. Bu necasetten arınmak, ancak belirli bir ritüel kapsamında kırmızı bir ineğin külleri ile mümkündür ki bu konuya daha önce defalarca değinmiştik ve pek çok kişi tarafından da araştırılmıştır. Ancak, çoğunluğu Batı Şeria’daki yerleşimcilerden oluşan Siyonist akıma bağlı dini otoriteler, kendileri için Yeni Sanhedrin Konseyi adında bir konsey kurmuşlar ve resmi hahamlık makamının fetvasını terk ederek, beklenen kırmızı ineğin külleriyle arınma şartı yerine getirilmeksizin, yerleşimcilerin belirli koşullar altında Mescid-i Aksa’ya girmelerinin caiz olduğunu ilan etmişlerdir.

Bu, söz konusu hahamların belirlediği katı kurallar çerçevesinde gerçekleşmektedir. Hahamlar, fetvalarının amacının, öncelikle Aksa’daki Yahudi varlığının kalıcı hale gelmesi olduğunu iddia etmektedirler. Böylece gelecekte, yerleşimcilerin varlığını artırarak Aksa’ya hâkim olabilmesi ve en azından fiili bir durum olarak ortak bir kutsal mekân haline getirebilmesine zemin hazırlamak istemektedirler. Bu teori, manevi lider ve Mescid-i Aksa’ya yapılan baskınların mimarı olan Yehuda Glick ile, Aksa’yı resmi merkezi olarak benimseyen Tapınak Dağı Dini Okulu’nun hahamlığını üstlenen Elisha Wolfson gibi pek çok haham tarafından savunulmaktadır.

Ancak bu hahamların, geleneksel resmi hahamlık kararını çiğneyip Mescid-i Aksa’ya girmek isteyen dindar Siyonizm akımı mensupları için koydukları en önemli şartlardan biri, bu baskınların belirli bir sınırın ötesine geçilmeyecek şekilde gerçekleştirilmesi ve bu sınırın sadece Mescid-i Aksa’nın alt avlularında, Kıble Mescidi ile aynı seviyede kalması, Kubbetü’s Sahra avlusuna çıkılmaması ve özellikle de Kubbetü’s Sahra’ya girilmemesidir.

Yahudi dini görüşünde bunun birkaç nedeni vardır:

Birincisi, dini kaynaklar, orijinal Tevrat levhalarını içeren “Ahit Sandığı”nın, M.Ö. 586’da Babil Kralı Nebukadnezar döneminden beri, yani 2600 yıldır, Kubbetü’s Sahra avlusunun bir yerinde gömülü olduğuna inanmaktadır. Dolayısıyla, birinin yanlışlıkla Tevrat’ın üzerinden geçmesinden korkulduğu için bu alana girmek caiz değildir.

İkinci ve en önemli husus ise, Yahudi dininde kutsallığın dışlama fikrine dayanmasıdır. Yahudi dini görüşünde en kutsal yer kabul edilen Kubbetü’s Sahra’ya kadar bir yerin kutsallığı arttıkça, oraya erişmesine izin verilen insan sayısı azalır. Bu yer, Yahudi dini kaynaklarında Kutsalların Kutsalı olarak adlandırılır. Çünkü Yahudi dini metinlerine göre, burası Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ı kurban etmek istediği yerdir (İslam’da ise kurban edilenin İsmail olduğu ve kurban edildiği yerin Mekke olduğu ifade edilir). Yahudi dinine göre bu mekâna, yalnızca baş haham girebilir ve bu, yılda sadece bir gün, yani Yom Kippur’da mümkündür.

Bu veriler ışığında, Itamar Ben-Gvir’e Mescid-i Aksa’nın tüm bölgelerine sınırlama olmaksızın girme izni veren özel bir fetva çıkarılması, onun –ilahi bir görevle– takipçilerinden daha önce hiç kimsenin ulaşamadığı yere, yani Kubbetü’s Sahra’nın tam kalbine ulaşabileceği anlamına gelmektedir. Bu, Ben Gvir için, önümüzdeki Ekim ayında yapılacak seçimlerde kendisini ilham verici ve son derece özel bir lider olarak göstermek için kullanacağı üstün bir dini değer olarak kabul edilmektedir.

Bu durum, Donald Trump’ın kendisi için yaratmaya çalıştığı zihinsel imaja oldukça benzemektedir. Bu imaj, onun, yüce ruhani güçlerin desteklediği kişinin en somut örneği olduğu düşüncesiyle, dindar kesimi kendisine çekme konusunda bir ölçüde başarılı olmasını sağlamıştır.

O halde, bundan şu sonuca varabiliriz: Itamar Ben-Gvir tüm bu çabalarıyla kendisini sadece dindar Siyonizm akımının değil, İsrail’deki tüm sağ kanadın ve dolayısıyla İsrail’in tamamının lideri olarak göstermeye çalışmaktadır.

Bu niyetini gösteren pek çok kanıt bulunmaktadır. İsrail halkına, söz verdiği gibi esirlerin idam yasasını geçirme başarısını sürekli hatırlatması, Mescid-i Aksa’ya arka arkaya yaptığı baskınlar ve orada Yahudi dini ritüellerinin açıkça icra edilmesine izin verme kararı alması ve şimdi de kendisini, dünyadaki hiçbir Yahudi’nin yapmasına izin verilmeyen şeyleri yapmak üzere dini açıdan seçilmiş bir kişi olarak ilan etmesiyle, Mescid-i Aksa’nın her yerine girme imkânını elde etmiştir.

Tüm bunlar, Ben Gvir’in önümüzdeki seçimlerde genel olarak İsrail halkı nezdinde, kimsenin başaramadığını başarabilen bir Süpermen imajı oluşturmak amacıyla şu anda ödediği bedeller olarak değerlendirilebilir.

Belki de bu konuda, yirmi altı yıl önce seçimler öncesinde hiçbir İsrailli politikacının cesaret edemediği bir adım atarak Mescid- i Aksa’ya baskın düzenleyerek kendini İsrail halkına tanıtan Ariel Şaron’un izinden gidecektir. Çünkü İsrail halkı, Şubat 2001 seçimlerinde ona devletin liderliğini ve İsrail hükûmetinin başkanlığını emanet ederek ödüllendirmişti. Ben Gvir böyle çalışmaktadır. Bazıları, partisi şu anda Knesset’te sadece beş sandalyeye sahip olan bir kişinin, başbakanlık koltuğuna oturmasını sağlayacak oyları toplayabileceğini ihtimal dışı görebilir. Ancak burada şu unutulmamalıdır ki Ben Gvir artık sadece küçük partisini temsil etmemektedir. Sadece İsrail’i değil tüm dünyayı kasıp kavuran aşırı sağcı dini akımı temsil etmektedir. Bu akım, ABD Başkanı Donald Trump ve tartışmalı Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei gibi, hiç kimsenin bir gün iktidara gelebileceğini hayal bile edemeyeceği son derece tartışmalı kişileri ortaya çıkarmıştır.

Görünüşe göre İsrail’de dindar sağın yükselişi artık bir gerçeklik haline gelmiş durumdadır. Bunun etkilerine dikkat etmek ve bu akımın ne kadar ileri gidebileceğine şaşırmamak gerekmektedir. İsrail’de değişime direnmeye devam eden derin devlet yapısının geri kalan kısmı tarafından kararlı bir şekilde durdurulmadıkça, Ben Gvir önümüzdeki dönemde en hassas konu olan Mescid-i Aksa konusunda muhtemelen daha radikal adımlar atmaya çalışacaktır.

Gerçekten de kendisini Kıble Mescidi’ne ve Kubbetü’s Sahra’ya girerken ve aynı zamanda İbrani takvimine göre Kudüs’ün doğusunun işgalinin yıl dönümü olan sözde Kudüs Günü’nüne denk gelen Nekbe’nin yıl dönümü olan 15 Mayıs Cuma günü gibi hassas günlerden birinde bu iki mekânın baş dini lideri olarak göstermeye çalışırken görebiliriz.

Bu adım, Likudlu 3 bakan ile Likud ve Dini Siyonizm Partisi’nden 10 Knesset üyesinin, yerleşimcilerin cuma günü uygulanan giriş yasağını aşarak Mescid-i Aksa’ya girmelerini sağlamak için sunduğu taleplere “demokratik” bir yanıt olarak sunulmaktadır. Tıpkı Netanyahu’nun 2019’da yaptığı gibi. O zaman da tüm gelenekleri çiğneyerek Filistinlilere yalan söylemiş ve Müslümanların dışarı çıkmasının hemen ardından Tapınağın yıkılışının yıl dönümünü kutlamak için Kurban Bayramı’nda yerleşimcileri Aksa’ya sokmuştur.

Hatta önümüzdeki birkaç ay içinde Ben Gvir’in, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya alet, masa ve sandalyeler sokmasına izin vererek mescidin statükosunu ve mevcut durumunu tamamen değiştirip içindeki düzeni altüst ettiğini görebiliriz. Ardından, yaklaşan seçimlerde bu “başarıları”, kendisine karşı olan sağ partilerin birleşmesiyle gemisi yavaş yavaş batan Netanyahu’nun yerine, İsrail’in yeni kralı olarak tahta çıkmak için İsrail hakına bir gerekçe olarak sunabilir.

Itamar Ben-Gvir, dini bir vizyon ve popülizm konusunda deneyimden başka hiçbir şeye sahip olmayan, siyasi bir vizyon ya da siyasi tecrübeye sahip olmayan bir kişidir. Ancak popülizmin standartları, ilahi destek ve mesihçilik hurafeleri, bugün onu, etrafındaki her şeye karşı savaşmaktan ve yok etmekten başka bir şeye inanmayan ve yaşamak için başka bir yol tanımayan kitleler nezdinde popüler bir kişi haline getirebiliyor gibi görünmektedir.

Acaba politikacılarımız ve düşünürlerimiz, durum daha da kötüye gitmeden ve dünyayı uçuruma sürüklemeden önce Ben Gvir ve onun gibileri devirecek bir mucize gerçekleşmedikçe, bizi nelerin beklediğinin farkında mı?

 

 

Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Dr. Abdullah Marouf tarafından kaleme alınmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibine aittir.