```php ``` Kanlı Haberci Tekfir Fetvaları: Hahamlar Ben-Gurion’u Neden Zındıklıkla Suçladı? - Kudüste Bugün

Written by Görüş

Kanlı Haberci Tekfir Fetvaları: Hahamlar Ben-Gurion’u Neden Zındıklıkla Suçladı?

Bazıları, tekfir olgusunun genel olarak İsrail’deki ve dünyadaki Yahudi dini grupları, özellikle de ultra-Ortodoks Haredi grupları arasında tartışılan bir konu olmasına şaşırabilir. Ancak gerçek şu ki bu mesele uzun süredir gündemde ve bu akımların, genel olarak İsrail toplumunun,parçalanmışlığının tezahürlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Bu hadise İsrail’de bugün ortaya çıkmış bir düşünce değildir; ötekini reddetme ve Yahudi cemaatinden çıkarma düşüncesi, Siyonist projenin başlangıcından beri mevcuttu. O dönemde bazı hahamlar Siyonizmi reddetmiş, sapkınlık ve Yahudi şeriatının ilkelerinden bir sapma olarak değerlendirmişlerdi.Bugün ise bu durum, İsrail toplumunu içten tehdit eden gerçek bir parçalanma belirtisi sayılmaktadır. Çünkü herhangi bir toplumda tekfir ve gruptan/milletten çıkarma fikri, o toplumu çözülmeye ve bölünmeye götüren en önemli etkenlerden biridir.

Çünkü düşman fikri, dış bir düşman olmaktan çıkıp toplumun kendi içindeki bir düşmanlığa dönüşür; bu da toplumun dikkatini her türlü dış tehlikeden uzaklaştırıp bunun yerine iç düşmana yöneltmesine yol açabilir.

Bugün İsrail toplumunda yaşananları bu açıdan anlamak için İsrail Yahudi kültüründeki tekfir kavramının İslam’dakinden oldukça farklı olduğuna işaret etmek gerekir. İslam’da tekfir, dinden tamamen çıkarılma ve İslam’ın kavramsal ve inançsal sisteminden kopma olarak anlaşılır; buna bağlı olarak da fıkhi mezhebe ve bağlama göre inançsal ve fıkhi sonuçlar doğurur.

İşte bu yüzden tekfir kavramının İslam kültüründe çok tehlikeli, büyük bir mesele kabul edildiğini ve Müslüman alimlerin tarih boyunca buna büyük bir dikkat ve itinayla yaklaştıklarını görürüz. Rabbani Yahudilikte ise tüm düzeylerde aynı işlevi gören tek bir terim yoktur.

Yahudilik, dini, milli ve etnik bir bağın ifadesi olarak ele alındığından Yahudi bir kadının çocuğu zorunlu olarak Yahudi sayılır. Yahudilikteki tekfir fikri birkaç tür ve katmanı kapsar: Bunlardan bazıları bidat, sapkınlık ve zındıklık suçlaması gibi inanç ve imanla ilgili nitelemelerdir; bu, farklı Yahudi mezhepleri arasında en yaygın olandır. Bazıları sosyal veya dini törenler bağlamında bir dışlama sayılır; bazıları Yahudi milletinin kendisinden soyutlanma olarak kabul edilir; bazıları ise kişiyi Yahudi halkının düşmanı kategorisine soktuğu için dini-siyasi bir suçlama olarak son derece tehlikeli görülür. Tüm bu katmanlar, özellikle dindar olmayan sekülerlere karşı dindar Yahudi gruplar tarafından dile getirilir.

Ortodoks Haredi Yahudi akımları ve mercileri Siyonizmi bir sapkınlık olarak görüyordu Natorei Karta gibi bazı gruplar hala böyledir. Ancak Nekbe arifesinde İsrail devletinin kurulmasıyla birlikte, önemli sayıda dini merci, devletle İsrailli Haredi kesimi arasında pragmatik bir uyum modeli sundu. Böylece bu gruplar “devlete, Yahudi kamusal alanına egemen olan ve kaçınılmaz bir kötülük gibi muamele edilmesi gereken bir gerçeklik gözüyle bakmaya başladı.

Buradan hareketle, devlete milli veya dini bir aidiyet hissettikleri için ya da onu Yahudi dinini temsil eden bir yapı olarak gördükleri için değil, zorunluluk gereği muamele edilmesi gereken bir gerçeklik olarak görmeye başladılar. Fakat tüm bunlara rağmen yine de İsrail devletine mensup olan Haredi Yahudi grupları ortaya çıktı.

Bu bakış açısının en önemli gerekçelerinden biri, İsrail’in kendisinin dindarlar tarafından değil sekülerler tarafından kurulmuş olması ve başlangıçta Yahudi şeriatına bağlılığa değil, Yahudi dininin ritüellerine saygıya dayanmış olmasıdır. Bu durum, İsrail toplumundaki farklı mezhepler ve gruplar arasında, özellikle baskın seküler akım ile devlette genel olarak azınlıkta kalan dini akım arasında çatışma tohumları ekmiştir.

Buradan hareketle, tekfir, fısıkla suçlama, sapkınlık ve bidatle itham etme fikrinin yeni olmadığını, aksine dünyadaki Yahudileri kendi içlerinde bölen Siyonist projenin kendisinden doğduğunu görüyoruz. Ancak İsrail toplumundaki iç ayrışma ve tekfirin gelişimine bakıldığında, dindar gruplardaki tekfirin çoğu zaman bu bidatçi sekülerler için duyulan bir üzüntüyle duygusal bir nitelik taşıdığı görülür; nitekim dindarlar bu sekülerlere esaret çocukları unvanını verirler. Bu tabir, eski Yahudi şeriatında esir alınan ve kendilerine Yahudi şeriatının ve Tevrat’ın esasları öğretilmeyen Yahudi çocukları hakkındaki hükümlerden alınmıştır.

Bu dindar grupların gözünde İsrail toplumundaki sekülerler, esir alınmış çocuklara benzerler; çünkü Tevrat’ın ve şeriatın kendilerine anlatılmadığı seküler koşullarda büyümüşler ve şeriatı öğrenmemişlerdir.

Bu şefkatli, babacan bakışın kaynağı, aslında Yahudilerin hepsinin kendilerini İshak ve Yakub’un evlatları, yani bugünkü siyasi anlamıyla değil, milli-dini anlamıyla İsrail halkından kabul etmelerinden kaynaklanan milli aile kavramına dayanır. Bu konuda Babil Talmud’unda geçen ünlü bir ifade vardır: “Hata yapmış olsa bile, o hala İsrail [halkındandır].”

Bunun günümüzdeki örneklerinden biri, bazen sosyal medyada gördüğümüz durumdur; örneğin bir süre önce yayımlanan bir videoda dindarların İsrail ordusu mensuplarınıhidayete erdirmeye çalıştıkları ve derin bir acımayla onları Gazze ve Lübnan’da ölecekleri konusunda uyardıkları görülmüştür.

Bu gruplar arasında çok daha radikal bir yönelim de vardır. Bu, katı dini düşünceye karşı çıkanları Epikuros olarak gören dini fikirlere dayalı bir bakıştır. Talmud’da bulunan bu Rabbani tabir, kökenini Yunan filozof Epikuros’un adından alır ve dindar Yahudiler arasında temel olarak zındık anlamında kullanılır; bu da o kişinin Tevrat ve şeriat hükümlerini küçümsediğine işaret eder.

Dolayısıyla bu, o kişinin kötü biri olduğuna dair bir işarettir ve bazı hahamlar bunu genel olarak sekülerler için kullanırlar. Hatta Bat Yam şehrindeki Netivot Yisrael dini okulunun başı Haham David Hay Hakohon, İsrail’in ilk başbakanı David Ben-Gurion için bu ifadeyi kullanır; çünkü hahama göre Ben-Gurion, İsrail devletini kurduğunda dindarlarla mücadele etmiştir.

Ayrıca radikallerin muhaliflerini tanımlamak için kullandıkları radikal bir dini kavram daha vardır: Rodef, yani Takipçi / Tehdit Oluşturan. Bu kavram, bu dini gruplar arasında siyasi muhalifle mücadelede en tehlikeli ve en şiddetli araçlardan biridir. Talmud’daki bir dini hükme dayanır; buna göre bir kurbanı kovalayan/tehdit eden bir kişi bulunduğunda, kurbanı kurtarmak için (öldürülmesi gerekse bile) bu takipçinin her ne pahasına olursa olsun durdurulması gerekir. Dolayısıyla bir kişiye bu sıfatın verilmesi, o kişinin toplum için bir tehlike oluşturduğu ve gerekirse güç kullanılarak engellenip durdurulması gerektiği anlamına gelir.

Buna ek olarak, radikal dindarlar bazen muhaliflerini dinsel ve ruhani açıdan itibarsızlaştırmak, onları İsrail halkına karşı çalışan ya da kurtuluş yolunu engelleyen yabancı unsurlar olarak tasvir ederek dinsel ve milli meşruiyetten yoksun bırakmak amacıyla Erev Rav, yani Karma Topluluk gibi nitelemeler kullanır.

Örnek olarak el-Halil’deki Kiryat Arba yerleşiminin (ItamarBen-Gvir’in yaşadığı yer) hahamı Dov Lior’un, inanç esaslarını hafife aldığını düşündüğü sekülerleri nitelendirdiği bir fetvasında şöyle dediğini görürüz:On üç iman esasından birini hafife alan kimse, tamamen İsrail topluluğundan çıkar.

Haham Shmuel Halevi Wosner ise sekülerlerin esaret çocuğuhükmüne girmediğini ilan eder; çünkü onlar dindarları görmekte ve dini yükümlülükleri seçebilmektedirler. HarediHaham Yaakov Yosef ise onların Epikuros, yani zındık olduklarını ilan etmiş ve bunu İndirilirler ama çıkarılmazlarşeklinde bilinen eski Rabbani hükümle bağdaştırmıştır. Bu, dini topluluğun dışına çıkan bazı kişilerin helak olmaktan kurtarılmasının caiz olmamasıyla ilgili çok şiddetli bir hükümdür.

Bu isimler ve lafızlar, kökten dinci grupları; muhaliflerinin Yahudi şeriatı ve İsrail halkı için tehlike oluşturduğu,kurtuluşu engellediği iddiasıyla onların kanını helal kılmaya kadar götürebilir. Bu durum tam olarak, 1995 yılında İsrail Başbakanı İshak Rabin’i Rodef gerekçesiyle katleden aşırı radikal Yigal Amir vakasına uymaktadır. Yani Amir’in gözünde, Rabin’in Yahudi toplumu için tehlike oluşturan siyasi adımları güç kullanılarak engellenmeliydi ve bu durumda güç kullanmak onun öldürülmesini gerektiriyordu.

Bugün bu eğilim, radikal Dini Siyonizm akımının bazı mensupları arasında, özellikle Batı Şeria ve Kudüs’teki yerleşimciler arasında çok daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bunlar artık Filistinlileri sadece kendi düşmanları olarak görmemekte, düşman listelerini İsrail toplumundaki sekülerleri, solcuları ve kendi çatışma anlayışlarına ve kurtuluş kehanetlerinin günümüzde güç kullanılarak uygulanması gerektiğine inanmayan herkesi kapsayacak şekilde genişletmektedirler.

Bu durum sadece sekülerler için geçerli değildir; Haredidindarlar da genel olarak bu grupların muhalifleri listesine girmektedir. Çünkü Haredi akımı, Radikal Tapınak Gruplarını ve bu grupların mensuplarının, Ben-Gvir gibi bazı liderlerinin de aralarında bulunduğu, Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarını aralıksız eleştirmekte; bunu şeriata ve Başhahamlığın fetvasına aykırı görmektedir.

Bu grupların dini mercileri arasında yaygın olan gelenekmüntesiplerinin (başta devletteki muhalif seküler kesim olmak üzere) kendilerine karşı çıkanlara güç kullanmasını sürekli dizginlemeye çalışmak olsa da son üç yılda Dini Siyonizm akımının güçlenmesi ve Smotrich ile Ben-Gvir ikilisi eliyle aralarında silahın yaygınlaşması, bu çabaları her an kanlı bir iç çatışmanın eşiğine getirme tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktadır.

Her iki taraf da (seküler ve dindar) devlette kendilerini eşit görmemektedir; zira seküler kesim, askerliği reddeden ve hahamların şeriatını dayatmaya çalışan dindar kesimi bir yük olarak görmekte; dindar kesim ise seküler kesimi ilahi gazabı üzerlerine çeken bir sebep olarak değerlendirmektedir.

İsrail toplumundaki bu iç çözülmeler çerçevesinde akla gelen soru şudur: Gelecekte bu durum silahlı bir çatışmaya kadar varabilir mi? Rabin suikastında Yigal Amir’in teorisini uygulayan yerleşimcilerin, muhaliflerin Rodef hükmünü (yani öldürülmeleri gerektiğini) hak ettiğini ilan ettiklerini görebilir miyiz?

 

Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Dr. Abdullah Marouf tarafından kaleme alınmıştır ve çevirisi Kudüs’te Bugün ekibi tarafından yapılmıştır.