Son iki yılda mübarek Mescid-i Aksa’da işgal yönetiminin eylemlerinin çokça artması, Netanyahu hükûmetinin bu yıl Ekim ayında İsrail’de yapılacak seçimlerden önce Aksa meselesini çözüme kavuşturmaya karar verdiğini göstermekte. Bu eğilimi destekleyen birçok etken bulunmaktadır. Belki de bunların en önemlisi İsrail’de yapılan son kamuoyu yoklamalarında, yaklaşan seçimlerde dini Siyonist hareketin şansının değişkenlik göstermesidir. Geçen yılın sonunda yapılan bazı anketler, Smotrich’in partisinin Knesset’e giremeyeceğini veya en fazla dört sandalye kazanabileceğini göstermektedir.
Bu arada, Ocak ayı sonunda Ma’ariv tarafından yayınlanan bir kamuoyu yoklaması, Itamar Ben Gvir’in partisinin Knesset’te en az bir sandalye kaybedeceğini, varlığının zayıflayacağını ve dolayısıyla gelecekteki herhangi bir sağcı hükûmete girme şansının azaldığını göstermiştir.
Bu yüzden, yaklaşan seçimlerde daha fazla sandalye kazanma şanslarını artırmak için seçmen kitlelerine büyük bir başarı sunmaları yararlarına olacaktır ki Kudüs ve Mescid-i Aksa meselelerinin Itamar Ben-Gvir tarafından bizzat üstlenildiği bilinmektedir.
Bu, önümüzdeki dönemde Mescid-i Aksa’da, özellikle de İsrail’in radikal sağcı seçmenlerinin önemli bir kısmı için El-Halil, Nablus ve Kudüs’teki kutsal mekanlar konusu gündemin en üst sıralarında yer alırken en kötü senaryoları beklememiz gerektiği anlamına gelmektedir.
Bu yüzden, geçtiğimiz yıl ve bu yılın başında, El Halil’deki İbrahim Camii’nde, dini idarenin Filistin Vakıflar Bakanlığı’ndan Kiryat Arba yerleşim yerinin dini konseyine devredilmesi ile caminin restorasyon ve onarım yetkisinin El-Halil belediyesinden İsrail ordusunun sivil idaresine devredilmesi de dahil olmak üzere, gerçekleştirilen temel değişiklikler yoluyla bu konuda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir.
Nablus’taki Yusuf (a.s.) Kabri ile ilgili ise, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, geçen yılın sonunda, sadece geceleri açık olan bu kabrin gündüzleri de yerleşimcilere açılmasını onaylamıştır. Bu karar kısa süre önce uygulamaya konulmuş ve bu, Mescid-i Aksa’da da aynı değişikliklerin uygulanmasının öncüsü gibi gözükmektedir.
Aralık ayı sonunda Hanuka kutlamaları sırasında Burak Duvarı bölgesinde İsrail Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı tarafından yapılan açıklamaları hatırlıyoruz. Bu açıklamalarda, işgalci yerleşimcilere Mescid-i Aksa’ya girmeleri için ayrılan saatlerin kademeli olarak artırılacağına dair söz verilmişti. Bu, birkaç gün önce Nablus’ta uygulananların, Kudüs’te de yaşanacağının habercisi olduğu anlamına gelmektedir.
Mübarek Ramazan ayı, bu hummalı hazırlıkların ortasında Şubat ayının üçüncü haftasında başlıyor. Yukarıda özetlediğimiz gerçekler, Aksa’nın gelecekteki durumuna gölge düşürebilecek değişikliklerle dolu bir ayın bizi beklediğini göstermektedir.
Ramazan ayındaki uygulamaların ve yapılan değişikliklerin aslında Ramazan sonrası döneme hazırlık amaçlı olduğu bir sır değildir. İşgal yönetimi, son üç yıldır Ramazan ayında yoğun bir eğitim benzeri faaliyet yürütmeye alışmıştır. Bu faaliyetlerin amacı, Ramazan ayı sonrasında uygulanacak yeni gerçekliği oluşturmaktır. İşgal yönetiminin, Ramazan ayında ne kadar zor olursa olsun belirli bir durumu yerleştirme kabiliyetinin, Ramazan ayı sonrasında kolaylıkla başarıya ulaşmasını sağlayacağı varsayılmaktadır.
Ramazan ayında ele almamız gereken dört önemli konu bulunmaktadır. Bunlar, ayın sonunda Mescid-i Aksa’da yaşanacaklara önemli ölçüde etki edecektir: Sayılar, baskınlar, itikaf ve Bab’ür Rahme.
Netenyahu hükûmeti, mübarek Ramazan ayı boyunca Aksa’ya giren kişi sayısı açısından, önümüzdeki Ramazan ayında Batı Şeria sakinlerinin Mescid-i Aksa’ya gitmelerini, en istisnai durumlar hariç, engelleme niyetinde olduğunu şimdiden açıklamıştır. Bunun amacı, bu ay boyunca Aksa’yı ziyaret eden kişi sayısının İsrail’in başa çıkabileceği en düşük seviyeye indirilmesidir.
Bu sorun sadece Batı Şeria sakinlerini etkilememektedir. İşgal yönetimi, bir yıldan fazla bir süredir Kudüs sakinlerine de aynı kısıtlamaları ve baskıyı uygulayarak Aksa’da bulunanların sayısını azaltmaya çalışmaktadır. Bu durum, yeşil hat (48 Toprakları) içinde yaşayan Filistinliler için de geçerlidir. Öyle ki artık Aksa’da bulunan Filistinlilerin sayısı işgalciler tarafından belirlenen sayılara bağlıdır.
Bu konu, işgal yönetiminin geçen yıl Ramazan ayında yoğun bir şekilde sürdürmek istediği saldırılar konusuyla da kesişmektedir. Bu yılki Ramazan ayı, geçen yıl olduğu gibi, Yahudilerin Purim bayramına denk gelmektedir. Bu bayram, dini Siyonizm ile bağlantılı radikal Tapınak Grupları bu dönemi saldırıların merkezi haline getirmeden önce marjinal bir bayram olarak kabul edilmekteydi.
Bu bayram, Batı dünyasındaki Cadılar Bayramı’na benzer bir şekilde kutlayanların tuhaf kostümler giydiği neşeli bir dini ve tarihi olay olmasıyla diğer bayramlardan ayrılmaktadır. Bu nedenle işgalci yerleşimciler, bu bayram sırasında üç gün boyunca, Aksa’nın, hatta Ramazan aynın kutsallığına aykırı kostümler giyerek baskınlar düzenlemeye isteklidirler.
Geçen yıl, bu bayramın iki günü Cuma ve Cumartesi günlerine denk gelmiş ve baskınların sadece bir günle sınırlı olduğu ve o günün Aksa için zor geçtiği anlamına gelmekteydi.
Ancak bu yıl, Purim’in üç günü (Ester, Purim ve Purim Şuşan) işgalci yerleşimcilerin Aksa’ya baskın düzenlediği haftanın ortasına, yani 2, 3 ve 4 Mart tarihlerine denk gelmektedir. Bu tarihler yaklaşık olarak Ramazan’ın 13, 14 ve 15. günlerine yani ortasına denk gelecektir.
Bu nedenle işgal yönetimi, son üç yıldır oluşturmaya çalıştığı yaklaşımı, yani çatışma durumlarında Yahudi inancının İslam inancına göre öncelikli olduğu yaklaşımını pekiştirmek için bu günleri kullanmaya çalışacaktır.
Bu yüzden, bu üç gün boyunca Ramazan ayında Müslümanlara karşı yoğun saldırılar ve şiddetli provokasyonların gerçekleştirilmesi beklenmektedir. Bu, geçen yıl sadece bir günde yaşananların bir tekrarı olacak ve Aksa içinde iki taraf arasında ciddi çatışmaların yaşanma olasılığını artırabilecektir.
Bu yüzden işgal yönetimi, işgalci yerleşimcilerin grup olarak üstünlüğünü sağlamak için, bu dönemde Aksa’da Müslümanların varlığını mümkün olduğunca kısıtlamak için tüm güçleriyle çabalayacaktır.
Buna binaen, bu konu dört yıl önce Mescid-i Aksa’da çatışmaya neden olan bir başka önemli konu olan itikaf konusuyla da çakışabilir. İşgal yönetimi, dört yıldır Mescid-i Aksa’da itikaf fikrini kontrol altına almak ve kısıtlamak için çalışmaktadır, Çünkü itikaf, Aksa’nın Müslümanlar ve Yahudiler arasında bölünmesi düşüncesiyle ilke olarak çelişmektedir.
İşgalci yerleşimciler, Müslümanların Mescid-i Aksa’da itikaf yapmalarına izin verilirken, kendilerinin her zaman serbestçe girmesinin engellenmesinin, talep ettikleri bu kutsal mekanın paylaşılması düşüncesini baltaladığını düşünmektedirler. Bu düşünce, yukarıda bahsedildiği üzere, dini inançların çakışması söz konusu olduğunda Yahudi inancının üstünlüğünün dayatılmasının bir ön adımıdır.
İşgal yönetimi geçen yıl tüm gücüyle Aksa’da itikaf yapılmasını engellemeye çalıştığı gibi, bu yıl da mübarek Ramazan ayının ortasına denk gelen Purim bayramını fırsat bilerek, tüm gücüyle itikaf yasağı getirmeye çalışacaktır.
Bu yüzden, Müslümanların Aksa’da itikafı sürdürme ve hatta genişletme konusundaki ısrarı, işgal yönetiminin itikafı tamamen yasaklayarak yanıt vereceğinden korkulduğu için, bu aşamada işgal yönetimine dayatılması gereken zorlu bir meydan okuma olacaktır.
Bunun nedeni, son birkaç yıldır Aksa’da yaşanan olayların, işgal yönetiminin, Filistin halkının son on yılda çeşitli intifadalar sırasında elde ettiği tüm kazanımları geri almak için Mescid-i Aksa’da zamanı geriye almaya çalıştığını gösteriyor olmasıdır.
Bu, yaklaşan mübarek Ramazan ayında Bab’ür Rahme’nin bu savaştaki önemine değinmek için bir fırsat sunmaktadır. İşgal kuvvetleri, Bab’ür Rahme’yi birkaç aydır kuşatmış durumda ve buraya girişi ve namaz kılınmasını giderek daha fazla kısıtlayarak, 2019 Bab’ür Rahme Direnişinin kazanımlarını tersine çevirerek, burayı bir kez daha kapatmaya çalıştığı izlenimini vermektedir.
Bunu uygulamaya koymak için Ramazan ayından daha uygun bir zaman bulunamaz. Çünkü işgal yönetimi Ramazan ayı boyunca kapıya erişimi mümkün olduğunca kısıtlamaya çalışabilir ve Ramazan bittikten sonra kapıyı tekrar kapatabilir.
Bu yüzden, önümüzdeki Ramazan ayında Bab’ür Rahme’den çeşitli namaz ve ibadetleri yeniden ihya etmek, işgal yönetiminin iradesini halk düzeyinde kırmak için vazgeçilmez bir gereklilik haline gelmiştir.
Önümüzdeki Ramazan ayı, işgal yönetiminin ayın sonunda atmak istediği radikal adımların öncüsü olacaktır. Bu yüzden, Ramazan ayında işgal yönetiminin attığı hiçbir adım, ne kadar küçük görünürse görünsün, hafife alınmamalıdır.
Aksine, Kudüs ve Filistin topraklarında mübarek ayda kendini gösteren özel ruh, halk baskısı yoluyla işgal yönetimine yeni darbeler vurmak ve işgal yönetiminin kendisinin ve halkının uyguladığı kısıtlamalarla Mescid-i Aksa’ya yaklaşılmasını engellediği gerçeğini pekiştirmek için kullanılmalıdır.
Bu konu artık günübirlik çözümlerle geçiştirilemez. Ya tamamen bizim olacak ya da tamamen işgal yönetiminin olacaktır. Aksa’daki gerçek sıfır toplamlı denklem budur.
İşgal yönetiminin yaydığı “ortaklık”, ‘eşitlik’ ve “paylaşım” propagandası ise, hem biçim hem de içerik olarak kabul edilemezdir ve koca bir yalandır. El Halil’deki İbrahim Camii’nde yaşanan trajedi bunun en iyi örneğidir.
Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Dr. Abdullah Maruf tarafından kaleme alınmıştır ve çevirisi Kudüs’te Bugün ekibine aittir.
