```php ``` Mescid-i Aksa’nın Kapanması Yakın mı? - Kudüste Bugün

Written by Görüş

Mescid-i Aksa’nın Kapanması Yakın mı?

Gözlemcilerin hiçbiri, Mescid-i Aksa’daki olayların bu Ramazan ayı başında bu noktaya varacağını beklememekteydi. Bunun nedeni, Ramazan’ın başlamasından önce İsrail’in yaptığı tehditlerin hepsinin, Aksa’da namaz kılanların – özellikle Batı Şeria’dan gelenlerin – sayısını azaltmayı, itikafı engellemeyi ve bir ay boyunca saldırıların devam etmesini sağlamayı amaçlamasıdır. Ancak işgal yönetiminin açıklamadığı şey, Ramazan ayında Filistinlilerin idari ve medya altyapısını tamamen yok etme niyetleriydi. Ramazan ayını en zor ay olarak gören işgal yönetimi, bu ayda başardıkları her şeyin yılın geri kalanında daha kolay uygulanabileceğini düşünmektedirler.

Bu nedenle işgal yönetimi, İslami Vakıflar İdaresi’ne karşı saldırılarını artırmış ve İsrail polisi, Vakıflar İdaresi müdürü Azzam el-Hatib’i Eski Şehir’deki Kışla olarak bilinen ana karakola çağırmıştır. Bu durum, Vakıflar İdaresi’nin işgalci hükûmete tabi olmasını ve Aksa’daki egemenliğinin genişletilmesini gerektirecek bir siyasi emsal teşkil ettiği için öfkesini çekmiştir. Bu nedenle Hatib doğal olarak bu çağrıyı reddetmiştir.

İşgal polisinin, taleplerinin sonuçlarını bilerek bu beklenen reddi öngördüğü ve Vakıflar İdaresi’ne karşı cezai önlemler almaya başladığı açıktır. Bu önlemler arasında şemsiyelerin girişinin engellenmesi, mübarek Ramazan ayı için Mescid-i Aksa avlularının, namaz kılanlara hizmet veren Aksa’nın tek kliniğinin hazırlanmasının engellenmesi ve namaz kılanlar için iftar ve muhafızlar için sahur yemeklerinin girişinin engellenmesi yer almaktadır. Bu durum, halkın bazı yemekleri sınırlı ve bireysel olarak içeri sokmaya ve resmi klinik yerine geçici mobil klinikleri kullanmaya zorlamıştır.

Bu önlemler, Ramazan’ın başlamasından kısa bir süre önce işgal kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen düşmanca eylemlere eklenmiştir. İşgal kuvvetleri, Ramazan’ın başlamasından kısa bir süre önce gece vakti Mescid-i Aksa’daki Vakıflar İdaresi ofislerine baskın düzenlemiş, Bab’ür Rahme yakınlarındaki Daru’l Hadis’in kilidini kırmış, değiştirilmesini engellemiş ve yaklaşık 1.000 Kudüslü’nün Aksa’ya girişini engellemek için emirler yayınlamıştır.

İşgal polisi, Vakıflar İdaresi müdürünü – Eski Şehir karakoluna, Aksa içindeki Canbolad Halvethanesi’ndeki karakola ya da başka bir yere – gelmesi için ısrarla çağırmaktadır. Bu ısrar, Ürdün’ü temsil eden idarenin, Mescid-i Aksa’da tek otorite olarak İsrail makamlarını tanımasını sağlamak için atılmış bir adım olarak anlaşılabilir. Bu, Aksa üzerinde İsrail egemenliğinin tamamen kurulması anlamına gelir ki, işgal yönetimi, Mescid-i Aksa’nın İslami idaresi tarafından bu egemenliğin tanınmasıyla sahada meşruiyet kazanmadan, yalnızca güç kullanarak bunu elde edemezler.

İşgal yönetimi, tüm bu önlemlerle, Vakıflar İdaresi tarafından temsil edilen Aksa’daki Filistinli ve İslami idari yapıyı zayıflatmaya ve bu yapıyı önce etkinliğinden mahrum bırakmaya, sonra da varlığına son vermeye çalışmaktadır. Bu, radikal Tapınak Grupları ve dindar Siyonist grupların yıllardır Mescid-i Aksa’da talep ettikleri nihai hedeftir.

İslami Vakıflar İdaresi’ne karşı alınan bu benzeri görülmemiş gerginliği tırmandıran önlemlerin asıl amacının, yakın gelecekte Vakıflar İdaresi’ni tamamen ortadan kaldırmak olduğu ihtimalini de göz ardı edemeyiz.

Ayrıca bu ilk girişim değildi. İsrail, 1967’de Kudüs’ün doğusunu işgal ettiğinde bu idareyi kaldırmaya çalışmıştı. Mescid-i Aksa’yı kontrol altına almaya hazırlık olarak Vakıflar İdaresi’ne bir uyarı göndererek, Mescid-i Aksa’da çalışanların isimlerinin listesini Din İşleri Bakanlığı’na göndermesini talep etmiştir. Ancak Şeyh Abdulhamid el-Sâih ve Kudüs’teki diğer bazı alimler bu kararı reddetmişlerdir. Oturma eylemi ve Yüksek İslam Konseyi’nin kurulmasıyla bu adım engellenmiş ve İsrail, Mescid-i Aksa’nın yönetimini İslami Vakıflar İdaresi’ne iade etmek zorunda kalmıştır.

Bugün ise durum farklıdır. İşgal yönetimi, ateşkesin ilan edilmesinin ardından Gazze’deki olaylara yönelik küresel ilgiden ve ABD ile İran arasında beklenen çatışmaya yönelik uluslararası yığınak ve hazırlıklardan faydalanarak Kudüs ve Mescid-i Aksa meselesine ölümcül bir darbe indirip bu meseleyi bir defada ve sonsuza kadar çözme gerekliliğine her zamankinden daha fazla inanmaktadır.

Bu noktada, işgal yönetiminin birkaç gün önce attığı ikinci adım gelmektedir: Kudüs’teki Filistin medya altyapısının tamamen yok edilmesi. Bu karar, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın 23 Şubat Pazartesi gecesi, Kudüs’ün önde gelen medya platformları olan Al-Busila, Al-Asimah, Mirac, Al-Meydan ve Quds Plus’ın yasaklandığını duyurmasıyla alınmıştır. Bu platformlar, Kutsal Şehir ile ilgili haberleri dış dünyaya aktaran en yaygın merkezi platformlar olarak kabul edilmektedir ve Kudüs ve Mescid-i Aksa’daki olayları aktaran sosyal medya platformları arasında en güçlü medya kuruluşlarıdır.

Bu duyuruyla, bu platformlar Filistin direnişiyle ilişkilendirilerek terörist örgütler olarak damgalanmaya çalışılmıştır. Katz, kararını gerekçelendirirken, bu platformların Hamas’ın kolları olduğunu ve yayınladıkları haberlerin Kudüs ve Mescid-i Aksa’da ayaklanma çıkarma konusunda provokasyona sebep olduğunu iddia etmiştir.

Bu iddianın zayıflığına rağmen, Hamas adının, terörizm ve provokasyon terimlerinin kullanılması, bu platformların Kudüs’te olanları dünyaya ne kadar iyi aktarabildiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırılarının artması haberlerinin yayılmasının sonuçlarından ve bu yayılmanın, Gazze Şeridi’nde iki yıl süren soykırım savaşı sırasında Batı Şeria ve Kudüs’teki Filistin toplumunda yaşanan şiddetli gerginlik nedeniyle, muhtemel bir Filistin direnişinin tırmanışından korkan İsrail’in Aksa’da kararlılık gösterme sürecini olumsuz etkilemesinden korkan işgal makamları nezdinde paniğe neden olmaktadır.

Bu durum, işgal yönetiminin, Ramazan ayı boyunca veya Ramazan’ın hemen sonrasında, önümüzdeki günlerde Mescid-i Aksa’da yapmayı planladıkları şeylere tanıklık edilmesini engellemek istedikleri anlamına gelmektedir. İşgal yönetimi bunu, tıpkı el-Halil’deki İbrahim Camii’nde olduğu gibi tüm Mescid-i Aksa’nın tamamen İsrail kontrolü altına alınması için tarihi bir fırsat olarak görmektedir. Özellikle İsrail, radikal dindar Siyonist hareketin bir dizi üyesinden oluşan ve “Tapınak Dağı İdaresi” olarak bilinen bir yapı kurmuş ve bunu bir gerçeklik olarak kabul etmektedir.

Bu yüzden İsrail, bu yılın başlarında İbrahim Camii’nin dini yönetimini Din İşleri Bakanlığı’na değil, Kiryat Arba yerleşim yerinin dini konseyine devrettiği gibi, Mescid-i Aksa’nın yönetimini de “Tapınak Dağı İdaresi”ne devredeceğini açıklayabilir.

Şimdi sorulması gereken soru şudur: İsrail’in Mescid-i Aksa’yı kapatma olasılığı nedir ve bu ne zaman gerçekleşebilir? Aslında, bugün Arap ve İslam dünyasını saran zayıflık ve bitkinlik durumu göz önüne alındığında, bu yerinde soruyu şu anda cevaplamak, sormak kadar acı vericidir.

İsrail bugün kibir ve kendini beğenmişliğin doruk noktasındadır. 2022 yılında kurulan hükûmetten önceki sol ve milliyetçi sağ hükûmetler döneminde olduğu gibi artık rasyonel düşünmemektedir ve bu hükümet dini Siyonist mesihçi eğilimlere sahiptir. Bu, İsrail’in şu anki hareketlerini anlamak açısından çok önemlidir. Siyasi hesapları hiç dikkate almamaktadır.

Kudüs’teki işgal polisi artık hükûmetin siyasi çılgınlığını dizginleyememektedir. Çünkü Kudüs’ün yeni emniyet müdürü Avshalom Peled, bu hareketin dayandığı fikirleri ve mesihçi mitleri paylaşmaktadır. Ben-Gvir kendisine tamamen itaatkar ve işgalci yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya masa, sandalye ve dolap getirmelerine izin verilmesi fikrine ikna olduğu için Peled’i seçmiştir.

Bağımsızlığı ve öngörüsü sayesinde her zaman bir emniyet supabı görevi gören Şabak bile artık öyle değildir. Çünkü Smotrich-Ben Gvir ikilisi, özellikle Kudüs’te geleceği öngörme konusunda birçok kez başarısını kanıtlamış olan önceki yönetimin korunması gerektiğini teyit etmek yerine, kurumun yönetimini kendilerine sadık bir ekiple değiştirmeye çalışmıştır.

Bu nedenle, İsrail’in Ramazan ayında bile Müslümanlara Mescid-i Aksa’nın tamamen kapatıldığını duyurması için tüm koşulların şu anda mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Böyle tehlikeli bir adımın atılması için geriye kalan tek şey, işgal yönetiminin bu fırsatı değerlendirmesi, hatta belki de aktif olarak oluşturmasıdır. Bu adım İran’a karşı bir saldırı olabilir.

Böyle bir adım, işgal yönetimine savaş zamanında olağanüstü hal altında zorla otoritesini dayatmak için sınırsız yetki verilmesi anlamına gelecektir. Mescid-i Aksa ve çevresinde bunun birçok göstergesi bulunmaktadır. Ayrıca, radikal Tapınak Gruplarının ve dindar Siyonist hareketin bazı liderlerinin açıklamalarında da bu göstergeler görülmektedir. Deneyimler, bu açıklamaların boş yere yapılmadığını, aksine hükûmetle yapılan gizli anlaşmalardan kaynaklandığını göstermektedir.

Ayrıca, savaş bahanesiyle böyle bir kapatmanın tarihte örneği bulunmaktadır. İşgal yönetimi, Haziran 2025’te İran ile 12 gün süren savaş sırasında Mescid-i Aksa’yı kapatmıştı. Dolayısıyla, zaten bir örneği mevcuttur. Ancak aradaki fark, olası kapatmanın tüm önemi ve sembolizmiyle Ramazan ayında gerçekleşecek olmasıdır.

İşgal yönetimi böyle bir adım atarsa, bu, yılın en tehlikeli ve zor günleri olan Ramazan ayında Mescid-i Aksa üzerindeki kontrolünü artırması anlamına gelecektir. Bu da, işgal yönetiminin, Ramazan ayının getirdiği insani baskının ortadan kalkmasıyla, Aksa’ya erişime getirdiği birçok kısıtlamaya rağmen, mübarek Ramazan ayının ardından bu kapatmayı sürdürmesini kolaylaştıracaktır.

Burada, şüphesiz bu planı engelleyebilecek tek faktörün, Mescid-i Aksa’daki halkın varlığı ve işgalcilerin soykırım savaşıyla kırdığını sandıkları halkın iradesi olduğu belirtilmelidir. Bu, çok geç olmadan denklemi tersine çevirebilecek tek faktördür.

 

Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Dr. Abdullah Maruf tarafından yazılmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibine aittir.