Kudüs – Al-Quds Al-Arabi: İsrailli insan hakları örgütü Ir Amim, Ramazan’ın gelişi münasebetiyle Kudüs sakinleri için yayınladığı bir yazıda şöyle demektedir: “İbadet etme hakkı, kutsal mekanlara erişim hakkı, güvenlik içinde ve onurlu yaşama hakkı geçici talepler değildir”. Yazıda ayrıca, “Bunlar Ramazan ayında ve yıl boyunca korunması gereken temel haklardır” ifadesi yer almıştır. Bu yılki Ramazan ayı, Kudüs’ün daha sakin ve daha adil bir atmosfere sahip olacağına, bu şehrin, insanları, çarşıları ve minareleriyle, gerginliğin değil yaşamın olduğu bir yer olarak kalmaya devam edeceğine dair umut vermektedir. Ancak, umutların ve hayallerin dili, gerçekliğin ve sahadaki durumun dilinden tamamen farklıdır. Mübarek ayın ilk dört günü, Kudüs ve halkına karşı planlananlar ortaya çıkmıştır ve önümüzdeki günler ise daha da kötü olacaktır. İşte ayrıntılar ve bunun nedenleri:
İsrail işgal hükûmetinin Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, mübarek Ramazan ayının ilk Cuma günü Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlemiş, Meğaribe Kapısı bölgesinde, işgal polisinin polis komiseri Danny Levy ve Kudüs’teki işgal polisinin müdürü Avshalom Peled ile birlikte bir video klipte görünmüş ve işgal polisinin subayları ve üyeleri önünde Filistinlilere karşı kışkırtıcı açıklamalarda bulunmuştur. Aynı videoda aşırılıkçı Ben Gvir kararlı olunması gerektiğini vurgulayarak, egemenlik ve kararlılığın empoze edilmesinin Ramazan ayında caydırıcılığı sağlayacağını ifade etmiştir.
Yaklaşık 1.000 Kudüslüyü etkileyen tutuklama ve uzaklaştırma politikası ise, işgal kuvvetlerinin Cuma günü mübarek Mescid-i Aksa’nın kapılarından biri olan Esbat Kapısında bulunan Kudüslülere saldırmasıyla tamamlanmıştır. Başka bir deyişle, uzaklaştırma cezası alan murabıtların ibadet haklarını savunmak için Mescid-i Aksa’dan uzakta namaz kılmalarını görmek işgal kuvvetlerini rahatsız etmiştir. İşgal polisi, murabıt Nefise Huveys ve Hayr Şimi’ye saldırarak, bölgede bulundukları sırada fiziksel saldırıda bulunmuş ve ardından Mescid-i Aksa’ya en yakın noktada teravih namazı kılmak için içeri girmelerine zorla engel olmuşlardır.
Vakıf Görevleri Üzerinde Hakimiyet
3 Şubat 2026 tarihinde, Ürdün’e bağlı Kudüs’teki İslami Vakıflar İdaresi, Mescid-i Aksa’da Avrupa Birliği büyükelçileri heyetini kabul ettikten sonra, İsrail işgal kuvvetleri gece saatlerinde mescidin bir dizi kubbesi, odası ve medresesine baskın düzenlemiştir. Dört güvenlik görevlisini tutuklamış, ikisini Mescid-i Aksa’dan uzaklaştırmış ve diğer ikisini idari gözaltında tutmuştur. Abdurrahman eş-Şerif ve Mehdi el-Abbasi adlı iki güvenlik görevlisi, İslami Vakıflar İdaresi’nin Aksa’da herhangi bir heyet kabul etmesini engellemek amacıyla işgal hapishanelerinde tutulmaya devam etmektedirler.
İşgal yönetimi, Ramazan ayında Mescid-i Aksa’ya iftar ve sahur yemeklerinin sokulmasını, Aksa’nın kliniğinin hazırlanmasını ve mübarek ay öncesinde temizlik malzemeleri dahil olmak üzere Ramazan için yapılan tüm hazırlıkları engellemiştir. Aksa hatiplerini, imamlarını, muhafızlarını ve hizmetlilerini uzaklaştırma politikasını artırmıştır. Bu politikalar, resmi görevleri gereği Aksa’nın içinde bulunmaları gereken yaklaşık 45 çalışanı etkilemiştir.
Aktivistler bunun bir misilleme olduğunu düşünmektedir. 15 Şubat Pazar günü, işgal polisi, Vakıflar İdaresi müdürü ve Kudüs İslami Vakıflar Konseyi başkanı Azzam el-Hatib’i, Mescid-i Aksa müdürü Şeyh Ömer el-Kisvani ile birlikte Kışla Karakolu’na çağırmıştır. Vakıflar İdaresi, mevcut tarihi statükoyu açıkça değiştiren ve işgal polisinin Vakıflar İdaresini kontrolü altına almaya yönelik bir girişim olduğu için bu talebi kabul etmemiştir.
Uluslararası Kudüs Vakfı’na göre, işgal makamları bunu bir silah olarak kullanmaya devam etmekte ve Konsey başkanının kendilerinin huzuruna çıkmasını talep etmektedirler. Burada, işgal makamlarının, konsey başkanının Mescid-i Aksa içindeki Kubbet-üs Sahra’daki Canbolad Halvethanesi’ndeki işgalci polis karakoluna gelmesini talep etmek gibi uzlaşılar önermeye çalışabileceğini belirtmiştir. Onlarca yıldır Aksa içindeki bu karakolun Vakıflar İdaresi tarafından tanınmasını sağlamaya çalışmaktadırlar.
Vakıflar İdaresi, reddedilmesi gereken temel meselenin, işgal polisi tarafından yapılan bu talebin, 5 Haziran 1967 öncesinde olduğu gibi Ürdün İslami Vakıflar İdaresinin tam rolünü koruyan uluslararası hukuka göre var olan tarihi statükoyu değiştirme girişimi olduğunu vurgulamıştır.
Uluslararası Kudüs Vakfı, işgal yönetiminin Mescid-i Aksa üzerinde mutlak hakimiyet kurma ve Kudüs’teki İslami vakıfları kendi hegemonyası ve kontrolü altına alma girişimleri gölgesinde, işgal yönetiminin politikalarına karşı çıkmanın ve taleplerine boyun eğmemenin gerekli olduğuna inanmaktadır ki bu boyun eğiş sadece işgal yönetimini daha da cesaretlendirecektir.
Ayrıca Ürdün, bunn başarılı olması halinde Ürdün’ün Aksa’daki tarihi rolü sona erdirecek ve işgal yönetiminin İslam’ın en kutsal yerlerinden birinin fiili yöneticisi olarak kendisini dayatmasına kapı aralayacak olan işgali önlemek için ciddi ve acil önlemler alınması çağrısında bulunmuştur.
Vakıf, işgal yönetiminin Aksa’nın bazı hatip ve imamlarını şantajla tehdit ederek, hutbe, dua ve namazla ilgili şartlarına uymaları karşılığında camiye girmelerine izin vereceğini ve bu şekilde Mescid-i Aksa’nın minberini ve mihrabını kontrol altına almaya çalıştıklarını da belirtmiştir. Bazı Kudüslüler bunun işaretlerinin farkına varmıştır. Zira Ramazan’ın ilk Cuma günü verilen hutbede işgal yönetiminin politikalarından hiç bahsedilmemiştir.
Tasfiye Aracının Test Edilmesi
Kudüslü araştırmacı Ziyad Ibhais ise, soykırım savaşından sonra Ramazan’ın Siyonist bilinç nezdinde nasıl tasfiye ve Yahudileştirme mekanizmasının test edilmesi için bir dönem haline dönüştürüldüğüne dair birçok soru ortaya atmaktadır ve bu soruların cevabını bulmak için iki soru sormamız gerektiğini düşünmektedir: Ramazan, Aksa’ya nasıl bir saldırganlık getirmektedir? Ramazan sonrası için nasıl bir hazırlık yapılmaktadır?
Ibhais, işgal devletinin Aksa’ya bakış açısı ve mübarek Ramazan ayını Mescid-i Aksa’da ibadet, itikaf ve namaz dönemi olmaktan çıkarıp, Yahudileştirme ve İslami kimliğini silme yeteneğini sınama dönemine dönüştüren tarihi olaylara dayanarak, özellikle de İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı’nın dini Siyonist hareketin ortağı Avshalom Peled’i Kudüs’teki işgal polisi müdürü olarak atamayı çok istemesi ve bu görevi 6 Ocak 2026 tarihinde kendisine tevdi etme konusunda acele etmesi nedeniyle Ramazan ayının Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırıların yaşandığı bir dönem olmasını beklemektedir. İsrail medya kaynakları, bu atamanın, Peled’in ideolojik olarak dini Siyonist harekete mensup olması ve askeri geçmişe sahip olması nedeniyle, Kudüs ve Mescid-i Aksa’da Ramazan ile ilgili bir planın geliştirilmesinden bizzat sorumlu olmasını sağlamak için yapıldığını belirtmiştir.
Ibhais’e göre, Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırganlık beş aşamada ilerleyecek gibi görünmektedir. İlk aşama, üst üste üçüncü yıl kutlanan ve mevcut Hicri-İbrani takvimindeki son bayram olan Purim bayramı sırasında yapılacak saldırılar olacaktır. Bu yılki tüm Purim bayramları, işgal polisi tarafından işgalciler için belirlenen günlere denk gelmektedir. Bu durum, özellikle de geçen yıl bu bayramı merkezi etkinlikler takvimine dahil etmeyi başardıkları için Tapınak Gruplarının işgal polisiyle iş birliği içinde, bu marjinal bayramı işgal için merkezi bir fırsat haline getirme çabalarını güçlendirmektedir.
İkinci aşama, işgal yönetiminin Aksa üzerindeki hakimiyetini pekiştirmektir: İşgal yönetimi, Aksa’daki statüko konusunda bu büyük değişikliği uygulamak için kasıtlı olarak Ramazan ayını seçmiştir. 1445 Ramazan ayının üçüncü günü, yani 13 Mart 2024 tarihinde Aksa’da silahlı yaya devriyeleri başlatmışlardır. Zamanla, bu devriyeler işgal polisinin yaya devriyeleri için dokuz kontrol noktasına dönüşmüş, bunların çoğunda altıdan fazla polis memurundan oluşan üç takviye devriye de bulunmaktaydı. Bir sonraki Ramazanda, 2025’te, Aksa’nın içinde namaz kılanları ve yemeklerini aramaktaydılar.
Üçüncü aşama, itikafa karşı savaşın yeniden başlatılmasıdır: Bu, 2013 yılından beri devam etmektedir. O yıl, Kudüs’teki halk gençlik hareketi, itikaf yoluyla Mescid-i Aksa’ya yapılan bir dizi merkezi saldırıyı engellemiştir. Yukarıda belirtildiği gibi, bu durum sonraki yıllarda da devam etmiş ve 2023 Ramazan ayında itikaf savaşına yol açmıştır. İşgalciler daha sonra 2025 yılı Ramazan ayında tekrar kısıtlama getirmek için yoğun çaba sarf etmişlerdir.
Ibhais, Bab’ür Rahme Mescidi’nin kimliği konusundaki mücadelenin yeniden alevlenmesini beklemektedir ve bunu dördüncü aşama olarak görmektedir. Ramazan, Bab’ür Rahme’nin açılmasına giden yolda ve açılışından sonra bir dönüm noktası olmuştur. Mescidin temizlenmesi ve yeniden imarı kampanyası Ramazan’ın son on gününde, özellikle 21-29 Ramazan 1439 tarihleri arasında, yani 6-14 Haziran 2018 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. Doğu meydanında en büyük halk restorasyon operasyonu gerçekleştirilmiş ve molozlar Bab’ür Rahme tepesinde toplanmıştır. Bu tepenin üzerinde Gazze Şeridi’nde Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü’ne katılırken işgal kuvvetleri tarafından öldürülen sağlık görevlisi şehit Razan el-Neccar’ın anısına bir çadır kurulmuştur. İşgal kuvvetleri, Ramazan Bayramı’nın üçüncü gününde yeniden imar çalışmalarını sabote etmeye çalışarak ve Bab’ür Rahme binasının üzerine bir polis karakolu yerleştirerek yanıt vermiştir. Bu yerin kimliği konusundaki çatışmalar, 17 Şubat 2019 tarihine kadar artarak devam etmiştir. Bu tarihte Bab’ür Rahme Direnişi, 16 yıl boyunca kapatma ve yıkım girişimlerinin ardından yeniden açılmasını sağlayan bir girişim başlatmıştır.
Son olarak, beşinci aşama, 2025 yılının Eylül-Ekim aylarında işgal polisi gazetecilere karşı baskı, uzaklaştırma ve arama gibi önlemler uyguladığı uzun süreli saldırı dönemiyle başlayan Mescid-i Aksa’ya yönelik uygulanan medya karartmasıdır. Bu durum, namaz kılanların ve güvenlik görevlilerinin baskın yapanları görmelerini engellemiş ve onları sadece Kıble Mescidi’nin içinde veya Kubbet-üs Sahra’nın içinde kalmaya zorlamıştır. Bu da, saldırılara karşı koymak veya onları önlemek bir yana, saldırılarla ilgili gerçekleri bilmeme konusundaki acziyetin hangi noktaya ulaştığı anlamına gelmektedir.
Ramazan sonrası işgal yönetiminin saldırılar açısından hangi hazırlıkları yaptığı sorusuna gelince, İhbais işgal yönetiminin kızıl inekle arınma ritüelini uygulamak için yeniden çalışmaya başladığına inanmaktadır: Bu ritüel, dini Siyonizm’in, Aksa’ya baskın yapanların sayısını iki katına çıkarmak ve bu baskınlara katılma konusundaki genel isteksizliği kırmak için bir çözüm olarak gördüğü bir efsanedir. Bu, ölülerin kirli olduğu ve Yahudilerin Aksa’ya baskın yapmayı düşünmeden önce kendilerini arındırmaları gerektiği yönündeki hahamların görüşünün bir sonucudur. Ayrıca, 1-8 Nisan 2026 tarihleri arasında kutlanan Pesah Bayramı sırasında hayvan kurban etme zorunluluğu getirilmeye çalışılmaktadır. Bu bayram sekiz gün sürmekle birlikte, altı gün boyunca hayvan kurban etme zorunluluğu getirilmektedir. Bu bayram, Tevrat efsanelerine göre tapınaktaki ibadetin doruk noktasını oluşturan hayvan kurban etme ritüeli ile ilişkilidir. Araştırmacı, baskın saatlerinin uzatılması, akşam baskınlarının başlatılması ve Bab’ür Rahme Mescidi’nin yeniden kapatılması yönünde bir girişim olduğunu da eklemektedir.
Aynı bağlamda, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Kudüs Araştırmaları Merkezi Müdürü akademisyen ve araştırmacı Abdullah Maruf, Purim’in üç günü (Ester, Purim ve Purim Şuşan) işgalci yerleşimcilerin Aksa’ya baskın düzenlediği haftanın ortasına, yani 2, 3 ve 4 Mart tarihlerine, yaklaşık olarak Ramazan ayının 13, 14 ve 15. günlerine, yani mübarek Ramazan ayının ortasına denk geleceğini ifade etmektedir.
Maruf, işgal yönetiminin bu günleri, son üç yıldır oluşturmaya çalıştıkları yaklaşımı, yani çatışma durumlarında Yahudi inancının İslam inancına göre öncelikli olduğu yaklaşımını pekiştirmek için kullanmaya çalışacaklarını tahmin etmektedir. Geçen yıl sadece bir gün yaşanan Müslümanlara yönelik yoğun saldırılar ve şiddetli provokasyonların, bu Ramazan ayında üç gün boyunca yaşanması beklenmektedir. Bu da Aksa içinde iki taraf arasında ciddi çatışmaların yaşanma olasılığını artırabilecektir. Araştırmacıya göre bu, işgal yönetiminin o dönemde işgalci yerleşimcilerin grup olarak üstünlüğünü sağlamak için Aksa’da İslami varlığı mümkün olduğunca kısıtlaması anlamına gelmektedir.
Kısaca, Ramazan’ın işgal yönetiminin ayın sonunda atmak istediği radikal adımların bir öncüsü olacağı ve bu nedenle ne kadar küçük gözükürse gözüksün Ramazan ayında işgalcilerin attığı hiçbir adımın hafife alınmaması gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu yazı Said Ebu Meala tarafından kaleme alınmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibi tarafından yapılmıştır.
