```php ``` Kapatılma Tehlikesinden Kurban Tehlikesine Mescid-i Aksa - Kudüste Bugün

Written by Görüş

Kapatılma Tehlikesinden Kurban Tehlikesine Mescid-i Aksa

Bu Ramazan Mescid-i Aksa’nın Haçlılardan kurtarılmasından bu yana -sekiz asırdan fazla bir süredir- görülmemiş en uzun süreli kapatılma yaşandı. İşgal devleti, daha önce dayatamadığı tarihi uygulamaları bu vesileyle hayata geçirdi: Ramazanda ilk kez cuma namazı yasaklandı, son cuma namazı engellendi, teravih, teheccüd ve son on günün itikafı tamamen yasaklandı. İşgal kuvvetleri Aksa’yı Ramazan Bayramı boyunca da kapalı tutmaya devam edeceğini duyurdu.

Bu kapatmanın, Aksa’ya karşı planlı ve hesaplı bir savaş eylemi olduğu açıktır. İlk amacı, Mescid-i Aksa üzerinde İsrail egemenliğini dayatmak; ikinci amacı ise yılın en kutsal ve en yoğun ziyaret edilen döneminde Aksa’yı izole ederek Ramazan sonrası daha büyük bir saldırıya zemin hazırlamaktır.

Son otuz yılda Mescid-i Aksa’nın kademeli olarak Yahudileştirilmesi sürecine bakıldığında, Aksa’nın bir tehlikeden daha büyük bir tehlikeye doğru ilerlediği görülmektedir. Bayram sonrasında beklenen muhtemel tehlikeler şunlardır:

Birinci Tehlike: Hayvan Kurbanı

Buradaki hedef, Aksa’ya bir kuzu veya oğlak sokarak orada kurban kesmektir. Bunun dini anlamı, Tevrat merkezli ibadetin zirvesini Aksa’da uygulamak; böylece yapıları hala İslami olsa bile Aksa’yı fiilen bir Tapınak gibi kabul ettirmektir. Bu, Tapınağın fiili inşası öncesinde fikri temelini oluşturmayı amaçlayan bir adımdır.

Yahudiliğin günümüzdeki yorumlarından birine göre, Tapınağın “Tanrı’nın sekinetinin bulunduğu yer” olduğuna inanılır ve kurbanlar bu ilahi varlığın bulunduğu mekanda sunulur. Bu bağlamda Aksa’da kurban kesilmesi, dini ritüellerin sömürgeci bir araç olarak kullanılması ve yeni fiili durumlar dayatılması anlamına gelmektedir.

Siyasi açıdan ise Siyonist sağ ile Tapınak Grupları, bir kurtarıcının geleceğine ve bazı hazırlıkların bu süreci hızlandırabileceğine inanır. Bu anlayışa göre kurban kesimi, ilahi müdahaleyi tetikleyebilir; kurtarıcının gelişi ve mabedin kurulması bu şekilde hızlanabilir.

Bu nedenle Itamar Ben-Gvir, Bezalel Smotrich ve Amichai Eliyahu gibi figürlerin siyasi davranışları, ilahi müdahaleyi çatışmaya dahil etme düşüncesinden bağımsız anlaşılamaz. Siyonist projenin çıkmazı derinleştikçe, bu tür adımların atılma ihtimali de artmaktadır.

Özetle, mevcut savaş ne kadar şiddetlenirse, Siyonist sağın Aksa’da kurban kesme motivasyonu da o kadar artacaktır. Bu girişimin muhtemel zamanı ise 2-9 Nisan 2026 tarihleri arasına denk gelen Pesah Bayramıdır.

İkinci Tehlike: Aksa’nın Yeniden Açılmasıyla Yeni Yahudileştirme Gerçekliklerinin Dayatılması

2020 ve 2025 deneyimleri göstermiştir ki işgal kuvvetleri Aksa’nın açılış zamanını ve şeklini kontrol ettiğinde, bunu yeni dayatmalar için kullanmaktadır. 2020’de “eşit hak” söylemiyle Müslümanlar ve yerleşimci gruplar arasında denge kurulmaya çalışılmış; 2025’te ise açılışın hemen ardından Aksa’da yerleşimciler için kutlamalar, dans ve ibadetler düzenlenmiştir.

Bugün, Ramazan’ın ilk günlerindeki ve kapatma sürecindeki uygulamalardan, işgalin şu adımlardan birini ya da birkaçını atmayı planladığı anlaşılmaktadır:

Birincisi: Mescid-i Aksa’daki bazı idari yetkilerin Tapınak Gruplarına devredilmesidir. İsrail polisi uzun süredir bu grupları Aksa’daki Yahudi varlığının temsilcisi olarak konumlandırmaya çalışmakta; buna karşılık İslami Vakıfların rolü daraltılmakta ve sadece Müslümanların ibadet düzeniyle sınırlandırılmaktadır. Bu durum, hem Ürdün Vakıflarının rolü hem de Aksa’nın İslami kimliği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

İkincisi: Baskınlar için ek bir zaman dilimi dayatma girişimidir. Siyonist Başbakan Yardımcısı Yariv Levin’in daha önce açıkladığı üzere, hedefleri akşam saatlerinde yeni bir baskın süresi oluşturmak, baskına katılan Yahudilerin sayısını artırmak ve onlara ayrılan süreyi günlük dokuz saate çıkarmaktır. Buna karşılık Müslümanlara da dokuz saat verilerek “eşit paylaşım” ilkesini yerleştirmek, ardından bir sonraki aşamada Yahudi yerleşimci varlığını İslami varlığın önüne geçirmektir.

Üçüncüsü: Dar’ul Hadis ve doğu avlusunun yeniden ihlal edilmesi, bu ikisi arasında yer alan Bab’ür Rahme Mescidi’ne baskının artırılmasıdır. Amaç Aksa’nın doğu kısmını tamamen ele geçirmektir.

Özetle Mescid-i Aksa artık yavaş ilerleyen bir hazırlık ve Yahudileştirme sürecinde değildir; sonuçları hızla elde etme ve nihai hedeflere ulaşma aşamasına geçilmiştir. Bugün gelinen noktada Aksa’nın tasfiye edilme girişimi ve mevcut savaşın bunun için bir fırsat olarak kullanılması söz konusudur. Bu da Aksa’yı öncelikli gündem haline getirmeyi ve gelişmeleri yeniden merkezi bir mesele olarak ele almayı zorunlu kılmaktadır.

 

Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Ziyad Ibhais tarafından kaleme alınmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibine aittir.