Knesset, 25 Şubat 2026 Çarşamba günü Kutsal Mekanlar Yasasında değişiklik öngören tasarıyı ilk okumada kabul etti. Bu değişiklik, Mescid-i Aksa ve diğer kutsal mekanların İsrail resmi hahambaşılığının yetkisi altına alınmasının önünü aralayabilir. Bu gelişmeye özellikle dikkatle yaklaşmak gerekir. Zira tasarı, Mescid-i Aksa’daki tarihi statükoyu değiştirmeye yönelik artan Siyonist çabaların bir parçası olarak gündeme gelmiştir. Ayrıca İslami Vakıflar İdaresini işgal koşullarına boyun eğmeye zorlama girişimleri, baskın saatlerinin uzatılarak zamansal bölünmenin genişletilmesi, Bab’ür Rahme Mescidi’ne bitişik Darü’l-Hadis üzerinde kontrol kurma çabaları (mekansal bölünmenin yenilenmesi) ve Ramazan’da Aksa’nın kapatılma çağrıları da bu sürece eşlik etmektedir. Buna ek olarak ABD’nin İran’a yönelik olası bir saldırısının artan ihtimali de tabloyu daha da karmaşıklaştırmaktadır.
Bu değişiklik birbirinden farklı akımlar tarafından desteklenmektedir. Geleneksel dini partiler, “Yahudilere ait kutsal mekanları” hahambaşılığın kontrolüne vermek amacıyla tasarıyı önermektedir. Böylece kadınların, Siyonist söylemde “Ağlama Duvarı” olarak adlandırılan Burak Duvarı önündeki gasp edilmiş ibadet alanında dua/ibadet etmelerini değiştirmeyi hedefleyen feminist ve reformist dini akımların girişimlerine karşı koymayı amaçlamaktadırlar.
Öte yandan Itamar Ben-Gvir ve Dini Siyonizm akımı da tasarıyı desteklemektedir. Çünkü Kutsal Mekanlar Yasasının muğlak ifadesi, hangi mekanların kutsal olduğunu ve kimin tarafından kutsandığını açıkça tanımlamamaktadır. Bu durum, Mescid-i Aksa’nın açıkça belirtilmeden hahambaşılığın yetkisi altına alınmasına imkan verebilir. Ben-Gvir açısından bu, Mescid-i Aksa’nın Yahudileştirilmesi ve tarihi statükonun değiştirilmesi yönünde yeni bir sıçrama anlamına gelmekte; aynı zamanda İslami Vakıfların rolünü sona erdirmeyi hedeflemektedir.
Tasarıdaki tehlike, nispeten dolaylı bir yoldan gelmesidir. Bu durum açık bir kimlik değişimi ve hakimiyet hamlesi gibi görünmeden geçirilmesini kolaylaştırmaktadır. Bu yaklaşım, Siyonist politikanın Mescid-i Aksa’da büyük Yahudileştirme adımlarını aşamalı ve örtülü biçimde dayatma stratejisiyle uyumludur.
Bu değişikliğin arka planı nedir? Mescid-i Aksa’yı hahambaşılığın yetkisine sokmak için nasıl kullanılabilir?
Değişikliğin arka planı kısaca şudur: Burak Duvarı’ndaki Yahudi ibadet alanında tarihsel bir anlaşmazlık ortaya çıkmıştır. Feminist ve reformist dini akımlar, kadınların yüksek sesle, Tevrat tomarlarını kullanarak ve erkekler gibi dua şalı (talit) ve tefilin takarak ibadet edebilmesini talep etmektedir. Bu ibadetin açık alanda ve mevcut ana meydanda yapılmasını istemektedirler. Resmi hahambaşılık ise bunu kesin biçimde reddetmektedir. Çünkü geleneksel Yahudi ibadetinde cemaatle namaz yetişkin erkeklere mahsus kabul edilmekte, kadınların Tevrat tomarlarına dokunması veya temel ibadet kıyafetlerini giymesi yasak sayılmaktadır.
Son yirmi yılda anlaşmazlık tırmanmış ve Ocak 2016’da Siyonist hükümet ile kadınların ibadet biçiminin değiştirilmesini savunan Duvarın Kadınları Hareketi arasında bir uzlaşıya varılmıştır. Bu uzlaşı kapsamında, Meğaribe Kapısı’nın güneyinde kadınlara tahsis edilmiş ayrı bir ibadet alanı oluşturulması kararlaştırılmıştır.
Bu süreçte Tapınak Grupları da devreye girerek üst ibadet alanı adı verilen bir öneriyi desteklemiştir. Bu alanın, Mescid-i Aksa surlarının Meğaribe Kapısı seviyesinde ve yaklaşık 900 kişilik kapasiteyle inşa edilmesi planlanmıştı. Böylece uzlaşının, Tapınak Gruplarının Aksa’ya baskınlarını meşrulaştıracak bir Yahudileştirme platformuna dönüşmesi hedeflenmiştir. Projenin yürütülmesi, Yahudi diasporasını temsil eden Yahudi Ajansı’na devredilmiş ve bu plan, dönemin Yahudi Ajansı Başkanı Natan Şaranski’nin adıyla Şaranski Planı olarak anılmıştır. Şaranski, feminist ve reformist akımlar ile Dini Siyonizm ve Tapınak Grupları arasında bu bileşimi kurmuştur.
Buna karşılık geleneksel Siyonist dini akımlar, özellikle Netenyahu hükümetlerinin asli unsurlarından olan Yahadut HaTora ve Şas partileri, bu üst ibadet alanının inşasını engellemek için ağırlık koymuştur. Çünkü bu düzenleme, ibadet pratiğinde aleni bir değişim anlamına gelecek ve onların otoritesini zayıflatacaktı. Ayrıca Aksa’ya girenlerin sayısını artırma potansiyeli vardı. Geleneksel hahambaşılık ise “Tapınağın gökten mucizevi biçimde inmesi” ve “kızıl ineğin külüyle necasetinden arınma” gibi şartların henüz gerçekleşmediğini savunarak zamanın gelmediğini ileri sürmüş ve bu hibrit projeye karşı çıkmıştır.
Sonuçta çatışma, Haziran 2017’de projenin rafa kaldırılmasıyla sonuçlanmış; hükümet geri adım atarak yalnızca güneyde Batı Duvarı’na bitişik olmayan küçük ibadet alanının sınırlı biçimde geliştirilmesini taahhüt etmiştir. Günümüzde feminist ve reformist dini akımların itirazı da bu yeni düzenleme üzerindedir.
Siyonist hükümetin bu küçük alanın düzenlenmesini geciktirmesi üzerine, feminist ve reformist dini akımlar koalisyonu İsrail Yüksek Mahkemesi’ne başvurarak hükümeti kadınların talep ettikleri şekilde ibadet etmelerine izin vermeye ve güneydeki alanı düzenleyip Burak Duvarı’na bağlamaya zorlamak istedi. Bu adım, Emevi Sarayları bölgesinin daha fazla Yahudileştirilmesini de beraberinde getirecekti. Ancak bu girişim Siyonist dini akımların farklı kanatları ile laik Siyonizmin temsilcisi konumundaki Yüksek Mahkeme arasındaki en önemli dikey toplumsal bölünmeyi daha da derinleştirdi.
Geleneksel dini akımlar buna karşılık Knesset’te yasama hamlesi başlatarak 1967’de Kudüs’ün işgalinden sonra çıkarılan Kutsal Mekanlar Yasasını değiştirmeye yöneldi. Söz konusu yasa, din mensuplarının kutsal mekanlarına erişim hakkını ve bu mekanların tahkirden korunmasını güvence altına alıyordu. Ancak daha önce belirtildiği gibi, ne dinleri ne kutsal mekanları ne de tahkir kavramını ve bunun dayanağını tanımlıyordu. Metin o dönemde bilinçli olarak asgari ayrıntıyla kaleme alınmış ve Siyonist hükümete geniş bir uygulama alanı bırakmıştı.
Bugün geleneksel dindarlar, yasaya resmi hahambaşılığın Yahudilere ait kutsal mekanlarda tahkirin ne olduğunu belirleme yetkisine sahip olduğunu ekleyen bir değişiklik önermektedir. Yine bu mekanların neler olduğu açıkça tanımlanmamaktadır. Böylece feminist ve reformist dini akımlarla yaşanan ihtilafı kendi lehlerine çözmeyi amaçlamaktadırlar.
Başlangıçta Tapınak Grupları bu değişiklikten endişe duymuştu. Çünkü bu düzenleme, hahambaşılığa Mescid-i Aksa baskınlarını kapatma yetkisi verebilirdi. Zira geleneksel hahambaşılık, zamanın henüz gelmediğini ve kızıl ineğin külüyle ölüm necasetinden arınma şartının yerine getirilmediğini savunmaktadır. Ancak Itamar Ben-Gvir ve partisinin son dönemde bu kez geleneksel dini akımlar lehine müdahale etmesiyle tablo değişti. Bu tutum değişikliğinde, Şaranski Planı’nın başarısızlığından çıkarılan derslerin etkili olduğu ifade edilmektedir.
Ben-Gvir müdahalesi sırasında, söz konusu değişikliğin muğlak metninden yararlanarak Mescid-i Aksa’yı hahambaşılığın yetkisi altına almak için tarihi bir fırsat sunduğunu söyledi. Buna göre Aksa’da yürütülen okul faaliyetleri, çocuk oyunları, hafızlık törenleri ve Müslümanların düzenlediği iftarlar Tevrat perspektifinden tahkir sayılarak durdurulabilecekti. Kısacası Ben-Gvir, bu değişikliği Mescid-i Aksa’nın tamamını resmi hahambaşılığın otoritesi altına sokmak ve Kudüs’teki İslami Vakıfların rolünü nihai olarak tasfiye etmek için bir fırsat olarak değerlendirdi.
İlk okumada Ben-Gvir ve partisi değişiklik tasarısını destekledi. Bu durum, baskınlar meselesinde geleneksel dini akımların görüşünü dayatmaması ve yasanın her iki tarafın da çıkarına olacak şekilde kullanılması konusunda aralarında bir mutabakat bulunduğuna işaret etmektedir. Yasa tasarısı halen ikinci ve üçüncü okumaları beklemektedir.
Bugün yapılması gereken bu dolaylı yasa girişimini Mescid-i Aksa’nın Yahudileştirilmesine açık bir kapı ve onu resmi İsrail hahambaşılığının yetkisi altına alma girişimi olarak görmek; sessizce geçirilmeden önce gerekli dikkati göstermektir
Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Ziyad Ibhais tarafından kaleme alınmış, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibi tarafından yapılmıştır.
