```php ``` Kudüs’te UNRWA Merkezinin Yıkılması: Tasfiye Mücadelesi Yeniden Alevleniyor - Kudüste Bugün

Written by Görüş

Kudüs’te UNRWA Merkezinin Yıkılması: Tasfiye Mücadelesi Yeniden Alevleniyor

UNRWA’nın tasfiyesine ve özellikle Kudüs’teki varlığının silinmesine yönelik uzun bir hazırlık sürecinin ardından, işgal makamları 20 Ocak Salı günü Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) genel merkezini yıktı. Buraya gelinmesini sağlayan hazırlıklar 2017’de, Kudüs’ün doğusunun işgalinin 50. yıldönümünün kutlanması ve Kudüs üzerinde “İsrail egemenliğinin” dayatılmasının bir biçimi olarak UNRWA’nın şehirde çalışmasının engellenmesinin önerilmesiyle başladı. Ardından Knesset, 24 Ekim 2024 tarihinde UNRWA’nın “İsrail toprakları içinde” çalışmasını yasaklayan bir yasayı kabul etti. Bu yasa, 29 Aralık 2025’te Kudüs’teki UNRWA binalarına su ve elektrik verilmesini yasaklayarak, el konulmasının önünü açacak şekilde “geliştirildi”.

Bu yasayla eş zamanlı olarak Kudüs’teki UNRWA ana merkezindeki faaliyetler durduruldu ve işgal belediyesine “ödenmemiş vergilerin tahsili” gerekçesiyle binadaki tüm eşyalar çalındı. Oysa Birleşmiş Milletler ve bağlı kuruluşlarının ev sahibi ülkelerle yaptığı anlaşmalar, bu kuruluşları genellikle tüm yerel vergilerden muaf tutar.

UNRWA bu karara karşı koymaya çalıştı ve Uluslararası Adalet Divanı’na başvurdu. Mahkeme 22 Ekim 2025 tarihinde, İsrail makamlarının UNRWA’nın ve tüm uluslararası kuruluşların çalışmalarını kolaylaştırma yükümlülüğü olduğuna hükmetti. Ancak bu karar, UNRWA’yı tasfiye etmeye yönelik süregelen gidişatı durdurmadı. Bu süreç; 8 Nisan 2025’te Kudüs’te 800’den fazla öğrencinin yararlandığı altı UNRWA okulunun kapatılmasını, 14 Ocak 2026’da 30 binden fazla hastanın yararlandığı Eski Şehir’deki UNRWA kliniğinin kapatılmasını ve 20 Ocakta da Kudüs’ün Şeyh Cerrah mahallesinde bulunan, Batı Şeria’daki UNRWA genel merkezinin yıkılmasını kapsadı.

Birincisi: Bu saldırının en önemli etkisi, taşıdığı siyasi anlamdır. Siyonist yapı, Amerikan ortaklığıyla Filistin davasını tasfiye etmeye yönelik bir savaş yürütmektedir. Bu aşamanın başlangıcı, Trump’ın ilk başkanlık dönemiyle birlikte 2017 yılına tarihlenebilir. Filistin halkı ve direnişi bu sürece, beşi Kudüs başlıklı, biri dönüş (geri dönüş hakkı) başlıklı olmak üzere yedi halk mücadelesi ve savaşla karşılık verdi. Gazze’deki soykırım savaşı ise bu tasfiyeyi zorla ve askeri suçlarla dayatmaya yönelik bir girişim olarak geldi.

Bu tasfiyenin üç sembolik başlığı vardır: Kudüs’ün Yahudileştirilmesi, geri dönüş hakkının ortadan kaldırılması ve Filistin kimliğinin silinmesi. Üç de sahadaki başlığı vardır: Gazze’nin yok edilmesi, Batı Şeria’nın tehciri ve 1948’de işgal edilen toprakların, tehcir ve kimlik silme karışımıyla Yahudileştirilmesi. Ayrıca iki bölgesel yüzü bulunmaktadır: Direniş iradesinin bulunduğu her yerde vurulup tasfiye edilmesi ve İbrahim Anlaşmaları yoluyla Arap ve İslam ülkelerinin hayali bir Siyonist merkeze eklemlendiği bölgesel bir teslimiyet durumunun dayatılması.

UNRWA’nın Kudüs’ten silinmesiyle işgalci, bu üç sembolik başlığa darbe vurmayı hedeflemektedir. Bu adım, Kudüs’ü Yahudileştirme girişiminin bir parçasıdır; Nekbe ile ve Filistin halkının geri dönüş özlemiyle bağlantılı olan ajansın ortadan kaldırılması yoluyla geri dönüş hakkını silme girişiminin bir parçasıdır ve Birleşmiş Milletler’i, Filistinli mülteciler meselesini UNRWA dışındaki başka bir çerçeve üzerinden ele almaya zorlayarak Filistin Nekbesi’nin özgünlüğünü ortadan kaldırma girişiminin bir parçasıdır.

İkincisi: Bu yıkım, Kudüs’ün Yahudileştirilmesi yolunda önemli bir adım teşkil etmektedir. Toplam alanı 42 dönüm olan (Google Earth uygulamasına göre net alanı yaklaşık 38 bin metrekare) bu arazi ve üzerindeki hizmetler, İsrail Arazi İdaresi tarafından 10 Ekim 2024’te Siyonist “devlet” mülkiyetine devredildiği ilan edilmişti. Amaç, dindar Yahudi yerleşimcilere (Haredim) tahsis edilecek ve 1.440 konut biriminden oluşacak bir yerleşim inşa etmektir.

Bu karar, Kudüs’ün demografik Yahudileştirme hedeflerinin tam merkezinde yer almaktadır. Kudüs’ün doğusunun işgalinden bu yana 58 yıl boyunca geniş çaplı yerleşim nüfuzuna direnmiş olan Kudüs’ün tarihsel merkezinde bir yerleşimci nüfus bloğu oluşturmakta ve şehrin en önemli ve en sembolik mahallelerinden biri olan Şeyh Cerrah’ın tasfiyesine katkıda bulunmaktadır. Bu mahalle, 1920’ler ve 1930’larda isyanlara ve gösterilere önderlik eden Filistinli elitin yaşadığı, ardından 1950’lerden itibaren konsolosluklara ve uluslararası kuruluşların merkezlerine ev sahipliği yapan diplomatik bir merkezdi.

Bugün bu kuruluşlardan biri buradan sökülüp atılmakta ve yerine, mahallenin geniş bir bölümünü işgal edecek bir yerleşimci derinliği dayatılmaktadır. Bu alan, 2008’den bu yana sakinlerinin tehcir edilmeye çalışıldığı ve 2021’deki Kudüs Kılıcı savaşının patlak vermesine neden olan Şeyh Cerrah konutlarına kuş uçuşu yalnızca 600 metre mesafededir.

Üçüncüsü: Yıkılan bina, UNRWA’nın Batı Şeria’daki genel başkanlık merkezidir. Bu durum, yıkımı yalnızca Kudüs’te değil, Batı Şeria’nın tamamında UNRWA’nın çalışmalarını tasfiye etme yolunda atılmış bir adım hâline getirmektedir. Bu adım Batı Şeria’nın kuzeyindeki üç mülteci kampının —Cenin Kampı, Nur Şems Kampı ve Tulkerem Kampı— yıkılması ve halkının tehcir edilmesiyle birlikte ele alındığında; ayrıca asker, Balata, Far’a ve el-Fevvar kamplarına yönelik art arda baskınlar ve Kudüs’teki Şuafat Kampı’nın bu yıkımdan hemen önce günlerce süren yoğun bir güvenlik operasyonuna maruz kalması dikkate alındığında, işgal politikasının amacını çıkarsamaya gerek kalmamaktadır. Hedef açıktır: Batı Şeria’daki mülteci kamplarını ortadan kaldırmak ve Batı Şeria kampları üzerinden geri dönüş hakkını silmek.

Bu adım, kamplara yönelik daha fazla baskının, yıkımın ve kampların yeniden “mühendislikten” geçirilerek sığınmacılık ve geri dönüşe dair hiçbir özgünlüğü olmayan mahallelere dönüştürülmesi girişimlerinin önünü açmaktadır. Bu tehlike Batı Şeria genelinde dolaşan bir nitelik taşımakta ve daha sonraki aşamalarda komşu ülkelere uzanabilecek bir süreci hazırlamaktadır. Kudüs özelinde ise bu durum, işgalin yakın gelecekte Şuafat ve Kalendiya kamplarını da tasfiye etmeyi düşünebileceği anlamına gelmektedir. Nitekim bu planlar, ilk taslağı 2004 yılında şekillendirilen ve “Kudüs 2020 Planı” olarak bilinen belgede zaten mevcuttur.

Zamanlamanın seçimi üzerinde özellikle durmak gerekir. Kudüs’ün Şeyh Cerrah mahallesindeki UNRWA ana merkezinin yıkılması ve Batı Şeria’daki UNRWA başkanlığının fiilen tasfiye edilmesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın “Barış Konseyi” kurulacağını ilan etmesiyle eş zamanlıdır. Bu durum, İsrail’in, Birleşmiş Milletler’e yönelik süregelen çekincelerine rağmen, söz konusu konseyi BM’yi zayıflatmak ve etkisizleştirmek için araçsallaştırma girişimi olarak okunabilir.

Son olarak, bütün bunlarla yüzleşirken, Filistin davasının merkezi sembolik başlıklarına —Kudüs, geri dönüş hakkı ve Filistin hakkının özgünlüğü— yeniden sahip çıkan bir tutum kaçınılmazdır. Bu, Filistin içinde ve dışında çabaların birleşmesini, bu başlıkları yeniden gündemin merkezine taşıyacak etkili inisiyatiflerin geliştirilmesini ve halk desteğinin canlandırılmasını gerektiren bir sorumluluktur. İkinci olarak ise, BM tesislerini yıkan ve Uluslararası Adalet Divanı kararlarını hiçe sayan bu küstah ve hukuk tanımaz Siyonist pratiğin —Gazze’deki büyük soykırım suçuyla birlikte—, Siyonizm’in bizzat kendisinin meşruiyetini hedef alan geniş çaplı bir uluslararası hareketin temeli hâline getirilmesi gerekmektedir. Böylece eylemleri kınamakla yetinmeyip, bu suçların gerçek faili olan kurucu ideolojiyi mahkûm etmek ve onu dünya halklarının gözünde suçlu ilan etmek mümkün olacaktır. Bu tür bir çaba, çifte bir hedefi gerçekleştirme potansiyeline sahiptir: Direniş üzerindeki kuşatmayı kırmak ve ona kapalı olan pek çok kapıyı aralamak.

 

Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Ziyad Ibhais tarafından kaleme alınmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibine aittir.