```php ``` Soykırım Savaşı Sırasında Mescid-i Aksa’da Ne Değişti? - Kudüste Bugün

Written by Görüş

Soykırım Savaşı Sırasında Mescid-i Aksa’da Ne Değişti?

İsra ve Miraç gecesinin yıldönümünde; Müslümanların ilk kıblesi, yeryüzünde kurulan ikinci mescit ve uğruna yolculuğa çıkılan üçüncü mescit olan Mescid-i Aksa’nın konumunu hatırlarken, aynı zamanda kimliğinin topyekûn tasfiyesine yönelik bir mücadelenin sahnesi olan Aksa’nın mevcut hâlinde durup, soykırım savaşı sırasında ona dayatılan en önemli yeni saldırıları da ele almak gerekir:

1- Mescid-i Aksa’nın kuşatılması

İşgal devleti, 16 Eylül 2023’te, o dönemde uzun süren Yahudi bayramları sezonunda Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırılarını başlatmasıyla eş zamanlı olarak, Aksa’yı kuşatma politikasını uygulamaya koydu. Bu politika, Aksa’yı vakıf çalışanları veya Eski Şehir’de yaşayan yaşlılar dışındaki Müslümanlara kapatıyor, gece yatsı namazından başlayıp sabah ve öğle namazlarını kapsayarak ertesi gün ikindi namazına kadar sürüyordu. Bu politikanın amacı, 22 gün süren baskın boyunca Aksa’yı Siyonist Yahudilere tamamen bırakmak ve itikâfı ya da sabah saatlerinde murabıtları engellemekti.

Bu baskın sezonunun sona ermesiyle Aksa Tufanı operasyonu gerçekleşti ve işgal bu kuşatmayı haftalarca sürdürdü. Bu dönemde, Kıble Mescidi’nde saf neredeyse bir sırayı bile doldurmaz hâle geldi; soykırım savaşının başlamasından sonraki on hafta boyunca cuma namazlarında cemaat sayısı beş bini aşmadı. Ancak Ramazan ayında, özellikle de yirmi yedinci gecede, bu kısıtlamalar kısmen hafifletildi.

Takip eden iki yıl boyunca bu politika, nispeten gevşetilmiş biçimde devam etti; özellikle Ramazan’ın son cuması ve yirmi yedinci gecesi gibi bazı özel günler, Aksa üzerindeki kalıcı ve sürekli kuşatmanın üzerini örtmek için kullanıldı.

Bugün işgal devleti, bu durumu fiziksel olarak da pekiştirmiştir: Eski Şehir dışından Aksa’ya gelenlerin dört sabit kontrol halkasından geçmesi gerekiyor; Kudüs dışından gelenler için bu sayı beş halkaya çıkıyor. Eski Şehir içinden gelenler ise, Aksa’ya elli metre mesafede yaşasalar bile, en az iki kontrol noktasından geçmek zorunda kalıyor.

2- Mescid-i Aksa’nın askerîleştirilmesi

İşgal devleti, peş peşe güvenlik dayatmaları getirdi. Bunlar, kalabalık zamanlarda ya da Eski Şehir’in ara yollarını bilenlerin evler üzerinden Aksa’ya girebildiği noktalara, surların üzerine dikenli tel çekilmesiyle başladı. Böylece Aksa’da namaz kılan kişi, kendini adeta bir güvenlik tesisinde hisseder oldu. Ardından, Tenkiziyye Medresesi’nin üzerinde, Mathara Kapısı çevresinde, Hıtta Kapısı ve Gavanime Minaresi civarında bulunan kamera ağı yenilendi ve yüz tanıma yapan, Aksa’nın açık avlusunun büyük bölümünü gözetleyen akıllı kameralarla güçlendirildi.

En tehlikeli değişim ise 13 Mart 2024’te, o yıl Ramazan’ın ilk cumasıyla eş zamanlı olarak başladı. İşgal polisi, namaz kılanların başları üzerinde silahlı devriyeler gezdirmeye başladı; bu durum, 1967’den bu yana Aksa’da yerleşmiş olan “süngülerin altında namaz olmaz” ilkesini fiilen ortadan kaldırdı.

O tarihten itibaren işgal polisi, Aksa üzerindeki mutlak hâkimiyetini sergiler hâle geldi: Namazları keserek kimlik kontrolü yapıyor, oruçluların yemeklerini arıyor, dersleri yarıda kesiyor, vaaz esnasında âlimleri ve vaizleri sorguya çekiyor. Bu da, Ürdün’e bağlı İslami Vakıflar İdaresi’nin rolünü ciddi biçimde daraltarak, onu işgalin izin verdiği sınırlar ve saatler dâhilinde yalnızca İslami varlığın yönetimine indirgemiştir. Oysa bu kurum, işgalden sonraki onlarca yıl boyunca Aksa’nın tüm işlerini yönetmekteydi.

3- Bölünmenin genişlemesi 

Soykırım savaşı sırasında dört yeni fiili durum dayatıldı. 

Birincisi, baskın saatlerinin uzatılmasıdır; bu süre günde altı saat on beş dakikaya kadar çıkarıldı. Oysa bu süre, 2008’de ilk kez dayatıldığında üç saatti ve bu tarihten önce zaten hiç yoktu. 

İkincisi, Aksa’nın doğu avlusunun tamamen Yahudilere tahsis edilmesinin pekiştirilmesidir; bu alan artık Aksa içindeki ilan edilmemiş bir sinagog gibidir. Üçüncüsü, 2024 yılı boyunca Yahudilerin geçtiği güzergâhlarda Müslümanların bulunmasının tamamen yasaklanmasıdır.

Dördüncüsü ise 2025’te, baskın süresince Müslümanların Yahudileri görebileceği ya da fotoğraflayabileceği herhangi bir noktada bulunmalarının engellenmesidir. Bu, Siyonistlerin Aksa’nın gerçek sahipleriymiş gibi mutlak bir serbestlik tanınması anlamına gelmektedir. Aksa’nın asıl sahipleri ise Kıble Mescidi’nin içine veya Kubbetü’s Sahra avlusunun iç kısmına hapsedilmiştir. Ayrıca Ürdün Vakıfları’na bağlı muhafızların, baskın güzergâhlarındaki açık nöbet noktalarına ulaşmaları engellenmiş; görev alanları bu güzergâhlara yakınsa, binaların, kubbelerin ve hücrelerin içine girmeleri zorunlu kılınmıştır.

Bu fiili durumlar genişlemeye devam etmektedir. Nitekim Siyonist Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı Yariv Levin, 21 Aralık 2025’te Mağaribe Kapısı önünde Hanuka Bayramı dolayısıyla düzenlenen törende, Tapınak Gruplarına baskın saatlerinin akşam saatlerini de kapsayacak şekilde uzatılacağı sözünü vermiştir.

4- Mescid-i Aksa’da Yahudi kimliğinin derinleştirilmesi

2019’dan bu yana Tapınak Grupları, Aksa’nın paylaşımını pekiştirmek için yeni bir yöntem devreye soktu. Bu yöntem, Mescid-i Aksa’da Tevrat ritüellerinin dayatılmasıdır. Söz konusu ritüeller, Tapınağın maddi olarak inşasından önce manevi bir kuruluş olarak sunulmaktadır. Yahudiler, Tevrat ritüellerini kademeli biçimde dayatmaya çalıştı; ta ki kendi saflarından gelen İç Güvenlik Bakanı’nın, işgal polisini Aksa’da Yahudilere açık ve toplu Tevrat ritüellerini icra etme imkânı tanımakla görevlendirmesine kadar. Hatta bu sürece bizzat kendisi öncülük etti.

Ardından Temmuz 2025’te yeni bir kararla, Yahudilere Aksa içinde toplu hâlde şarkı söyleme, alkışlama ve dans etme izni verildi. Bu da mescidin Yahudileştirilmesini, onu aynı zamanda kutlamalara açık bir kamusal alan hâline dönüştürme yönünde ileri bir aşamaya taşıdı.

Bu ardışık gelişmeler karşısında artık şu dayatılmış gerçeği kabul etmemek mümkün değildir: Aksa’da İslami kimliğe paralel bir Yahudi kimliği fiilen tesis edilmiş durumdadır. Bugün Siyonistlerin hedefi, bu Tevrat merkezli kimliği daha da derinleştirmek, baskın saatlerini genişletmek ve Aksa’nın doğu avlusunu kalıcı biçimde Yahudilere tahsis etmeye çalışmaktır.

5- Mescid-i Aksa’ya yönelik mutlak medya karartması

Onlarca yıldır Aksa’da sürekli nöbet tutan 400’ü aşkın murabıtın mescide girişine dair kalıcı yasak listeleri oluşturulmuştur. Buna ek olarak, her baskın sezonu öncesinde sürekli yenilenen ve değişen; sayıları yine 400’ü aşan aktivist ve gazetecilere yönelik uzaklaştırma kararları uygulanmaktadır. Murabıtlar ve onların çektikleri görüntüler sürekli takibe alınmakta; baskınları görüntülerken “yakalananlar” Aksa’dan çıkarılmakta ve mescitten uzaklaştırılmaktadır.

Bugün hepimizin bilmesi gereken acı gerçek şudur: Artık yalnızca Aksa’yı özgürleştirmekten, savunmaktan ya da son yirmi yılda olduğu gibi Siyonist baskınlara karşı durmaktan aciz değiliz. Bir ümmet olarak, en kutsal mekânlarımızdan birine yönelik saldırıların gerçekte neler olduğunu bilmekten bile aciz hâle geldik. Aksa’da yaşananları ancak Siyonistlerin kendi platformlarındaki paylaşımlardan üzerinden öğrenebiliyoruz. Nitekim 23 ve 24 Eylül 2025’te Aksa içinde altıdan fazla kez şofar üflenmesi bile, onların oruç günleri sona erip kendi platformlarında bunu belgeleyen videoları paylaşmalarına kadar ne görüntülenebildi ne de duyulabildi.

Sonuç olarak, Aksa 1996’dan bu yana en fazla çatışmayı tetikleyen merkezi başlık olmasına rağmen, ona yönelik saldırılar giderek artmaktadır. Onu savunmak ise hâlâ Filistinliler, Araplar ve tüm İslam dünyası için ertelenemez bir meydan okuma olarak durmaktadır. Peki, bu kez karşısına yeniden çıkacak olan kim olacaktır?

 

Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Ziyad Ibhais tarafından yazılmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibine aittir.