11 Nisan 2025 tarihinde öğleden sonra, Şeyh Muhammed Salim Mescid-i Aksa’nın bir kapısından çıkmak üzereyken işgal polisi tarafından durdurulmuş ve Kışla (Babu’l Halil) sorgu merkezine götürülmüştür. Şeyh Muhammed Salim, işgal polisi tarafından bir hafta süreyle Mescid-i Aksa’ya girişinin yasaklandığına dair bir kararı teslim almıştır. Bu karar daha sonra Cuma hutbesinde Gazze’ye dua ettiği için altı ay uzatılmıştır.
İsrail, sonraki aylarda Cuma hutbelerinin içeriğine müdahale etmiş, Gazze ve Gazze halkından bahsedilmesini açıkça yasaklamıştır. İşgal polisi, Temmuz ayının son cuma günü Kudüs Müftüsü Şeyh Muhammed Hüseyin’i, vaazında Gazze Şeridi’ndeki açlık politikasını kınadığı için tutuklamıştır. Kendisine bir hafta Mescid-i Aksa’ya giriş yasağı uygulanmış ve bu karar daha sonra altı ay uzatılmıştır.
Anaforun Kendisi!
Bu dönemde, Mescid-i Aksa’da vaiz ve imam olan Şeyh Yusuf Ebu Snina, Cuma hutbesinde Gazze hakkında yaptığı açıklamalar nedeniyle 5.000 şekel (yaklaşık 1.520 dolar) para cezasına çarptırılmıştır.
Ardından İşgal polisi, 1 Ağustos’ta Şeyh İyad el-Abbasi’yi tutuklayarak birkaç saat gözaltında tutmuştur. Bu tutuklama, Şeyh İyad’ın Aksa’da Cuma hutbesinden önce verdiği vaazda soykırım savaşı hakkında yaptığı açıklamaların ardından gerçekleşmiştir. Filistinli kaynaklar, işgalcilerin Şeyh İyad’a Gazze’den bir daha bahsetmemesi konusunda tehditlerde bulunduğunu belirtmiştir. Yine işgal polisi 19 Eylül’de Cuma namazının ardından Şeyh Muhammed Serendeh’i gözaltına almış, ardından serbest bırakmış ve provakasyon suçlamasıyla bir hafta boyunca Aksa’ya girişini yasaklayan bir karar almıştır.
Caydırıcılık Başarılı Oldu mu?
Gazze’den bahsedilmesi nedeniyle gerçekleşen ilk tutuklamadan bu yana, Aksa’daki cuma hutbelerinde Gazze’den açıkça bahsedilmekten kaçınılmaktadır. Bunun yerine, vaizler ve imamlar konuşmalarında ve dualarında “mübarek topraklar” veya “mukaddes yer” gibi ifadeler kullanmaktadır. Bu durum, İsrail’in caydırıcılık ve sindirme politikasının başarılı olduğunu göstermektedir.
Daha da da tehlikeli olan şu ki bu ifade değişikliğinin, işgal makamlarının baskısı üzerine Kudüs’teki İslami Vakıflar İdaresi’nin talebi üzerine yapıldığına dair işaretler bulunmaktadır. Diğer bir deyişle, Vakıflar İdaresi, tutuklamalar, tehditler ve uzaklaştırmalardan sonra imamlardan böyle bir değişikliği talep etmiştir. Vakıflar İdaresi’nden Al-Araby Al-Jadeed’e konuşan ismini vermek istemeyen bir kaynağa göre, “Vakıflar İdaresi, vaazların veya duaların içeriği konusunda doğrudan talimat vermez.” Ancak aynı kaynak, bunun “vaizlerin Aksa’dan uzaklaştırılmaması için tavsiye şeklinde” bir müdahale olduğunu da eklemiştir.
Bu açıklamanın, Vakıflar İdaresi’nin kendisine bağlı vaizleri ve maruz kaldıkları zulmü takip etme sorumluluğunu reddetmesi açısından son derece önemli ve tehlikeli olduğu şüphesizdir. Bu açıklamaya göre, sorumluluk vaizlere aittir ve Vakıflar İdaresi vaizlerin söyledikleriyle ilgilenmemekte veya onları savunmamaktadır. İkinci olarak, “ihtiyatlı olmak” bahanesiyle yapılan ince müdahaleye yapılan atıf da vaizlerin neden işgalin emirlerine uyduklarını ve birçok cuma hutbesinde dualardaki lafızları değiştirdiklerini açıklamaktadır.
“Namaz Kıl ve Git“
Son iki yıllık katliamlara bakıldığında, işgal makamları Aksa’da Gazze için gösteri yapma girişimlerini bastırmıştır. Bugün cuma hutbelerinde ve vaazlarda, hatta dualarda bile söylemlere müdahale etmektedirler. Bu ihlal, Aksa’daki dini ve şerî söylem üzerinde siyasi kontrol sağlama ve Vakıflar İdaresi’nin çalışmalarına doğrudan müdahale etme yönünde açık bir girişimdir. Bu müdahalenin – sessiz kalınışının ve kabul görüşünün gölgesinde– daha ciddi boyutlara kolayca tırmanabileceğini belirtmek gerekir. Örneğin, İsrail istihbarat kurumlarının vaaz ve duaların içeriğini belirlemeye doğrudan müdahale etmesine kadar varabilir.
Bu müdahale, Aksa’da “silahların gölgesinde” namaz kılmayı dayatan daha geniş bir politikanın parçasıdır. Mescid-i Aksa’nın, topluluğunun ve ümmetin sorunlarından izole edilmiş ruhsuz bir alana dönüştürüldüğü, sadece işgalcilerin izin verdiği belirli kişilerin namaz kılmaya gelip gittiği ve sadece bu kadarıyla yetinilen bir yer olduğu anlamına gelmektedir. Mescid-i Aksa ve minberi, insanların harekete geçirilmesi, onlara rehberlik edilmesi ve ümmetin endişelerinin dile getirilmesi gibi meşru ve tarihi rollerini yerine getirmeksizin…
Dolayısıyla bu, Aksa’da daha fazla yerleşimci istilasına kapı aralamak anlamına gelmektedir. Gazze ile sözlü dayanışmayı suç sayanlar, namaz zamanları dışında camide kalınması, itikafa girilen zamanlar ve İslami bayramlarda ibadet edenlerin sayısı gibi konulardan başlayarak, ilerde Yahudileştirme planlarına karşı dayanışma ve direniş çağrılarını da suç sayacaklar, işgal makamlarının Aksa ile ilgili planlarını etkilediğini düşündükleri her şeyi hedef alacaklardır. Bugün bunun işaretlerini görmekteyiz. Müslümanların istedikleri gibi ibadetlerini yerine getirmelerine engel olunan bir dönemde, özellikle Yahudi bayramlarında dans etme, şarkı söyleme, Yahudi duaları okuma ve kurban kesme zorunluluğu getirilmektedir.
Bu bağlamda, Aksa’daki vaizlere uygulanan bu zulmün, Gazze’deki soykırım savaşının başlamasından sadece 19 ay sonra gerçekleştiği, ancak Kudüs’teki diğer vaizlerin savaşın ilk haftasından itibaren zulüm gördükleri unutulmamalıdır. Bu geç gelen hedef alınma, bu önlemlerden önceki Ramazan ayında herhangi bir gerçek çatışmanın yaşanmamış olması ve işgalcilerin Aksa’nın kapılarında önceki kısıtlama önlemlerini ve diğer kısıtlamaları doğrudan bir çatışma olmadan uygulayabilmiş olmasıyla ilgili olabilir. Sanki işgal yönetimi hal diliyle “sessizlik karşılığında namaz kılmaya izin verin” der gibi. Sabah veya cuma namazından sonra camide toplanmalar ve tutulan nöbetler bile artık yapılmamakta ve direnişle dayanışma sloganları neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır.
Bir dizi tutuklama ve uzaklaştırma emri, Aksa’ya yönelik saldırı dönemleriyle bağlantılıdır. Bu da işgalcilerin, Aksa’ya yönelik saldırılar ile Gazze’ye yönelik saldırılar arasındaki önemli bağlantının ve Gazze ile herhangi bir etkileşimin, Yahudi bayramları sırasında Aksa’yı saldırılara karşı savunmak için bir motivasyon kaynağı olacağının tamamen farkında olduklarını göstermektedir. İşgal yönetimi, Aksa’ya yönelik saldırıların yoğunlaştığı dönemler öncesinde vaizlere yönelik kısıtlamaları sıkılaştırmıştır. Pesah Bayramı’nın yaklaşması ve Tapınak Gruplarının hayvan kurban edilmesi çağrısı ile işgal güçleri Şeyh Muhammed Salim’i tutuklamış, Tapınağın yıkılışının yıl dönümü yaklaşırken, Şeyh Muhammed Hüseyin ve İyad el-Abbasi’yi tutuklamış ve uzaklaştırmış, uzun Yahudi bayramları öncesinde Şeyh Muhammed Serendeh’in uzaklaştırılması dahil olmak üzere önlemlerini sıkılaştırmıştır.
Vaizlerin hedef alındığı bir dönemde Aksa’da dans edilmesi ve şarkı söylenilmesinin dayatılması, kurbanların getirilmesi için tekrarlanan girişimler, Yahudi ritüellerinin toplu olarak icra edilmesi, mescidin muhafızları ve insan unsurları üzerinde daha fazla kısıtlamalar getirilmesi gibi olayların yaşandığını belirtmek gerekir. Bu da bizi, Müslümanların sayısının azalmasının doğrudan Yahudilerin artmasına yansıdığı ve işgal yönetiminin yerleşimcilere tam hakimiyet sağlamayı amaçladığı temel denkleme geri getirmektedir.
İlk Günden Beri Takip Ediliyorlar
Özellikle Aksa vaizlerine yönelik zulümler başlamadan önce, Kudüs’teki birçok imam ve vaizin iki yıllık soykırım sürecinde zulüm gördüğü unutulmamalıdır. Bu zulümlere maruz kalanlar arasından öne çıkanlardan biri, Sur Bahir’den Şeyh İsam Amira (75) olup, Arap ve İslam ordularını Siyonistlerle savaşmaya çağırdıktan sonra 12 Ekim 2023 tarihinde tutuklanmıştır.
Şeyh Amira, işgal mahkemeleri tarafından “provakasyon” suçlamasıyla 34 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Bu ceza, özellikle de işgal mahkemelerinde provakasyon davaları genellikle bir yıldan fazla hapis cezasıyla sonuçlanmazken kendisinin diğer kişileri caydırmak için bir örnek haline getirilme çabasının bir parçasıydı. Aslında, daha önce provakasyon suçlamasıyla yargılanan bazı kişiler sadece birkaç ay hapis cezasına çarptırılmış veya kefaletle serbest bırakılmıştı. Ancak, caydırıcılık sağlamak amacıyla, yürütülen soykırım savaşı bağlamında cezalar artırılmıştır.
Şeyh Amira ile birlikte, Silvan’daki camilerde vaizlik yapan Şeyh Naim Udeh de tutuklanmış ve 16 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Yine el-İseviye kasabasındaki camilerde vaizlik yapan Şeyh Cemal Mustafa tutuklanmış ve üç yıl hapis cezasına çarptırılmış, Şa’fat kasabasındaki bir camide vaizlik yapan Şeyh Mahmud Ebu Hudayr da bir yıl bir ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Veriler, işgal yönetimi başsavcısının, saldırının başlangıcında vaazlarında Gazze’yi destekledikleri için dört vaizi provakasyon suçlamasıyla yargıladığını göstermektedir.
Son birkaç yılda Şeyh İkrime Sabri’ye, vaazlarına ve derslerine yönelik zulüm de artmış ve görüşleri nedeniyle cezalandırılması bağlamında, yaşadığı apartmanın yıkılması emriyle doruğa ulaşmıştır. Gazze Şeridi’ne yönelik saldırı sırasında Şeyh İkrime Sabri’ye yönelik saldırılar devam etmiş, Şubat 2024’te işgal makamları, kendisini terörizme teşvik etmekle suçlayan bir iddianame yayınlamıştır. İsrail savcılığı, aynı yılın haziran ayında Şeyh İkrime Sabri’nin 2022 yılında Kudüs’teki Şa’fat kampında şehit Udey el-Temimi’nin ve Cenin kampında şehit Ra’ad Hazim’in cenaze törenlerinde yaptığı açıklamalarla ilgili iki suçlamayı içeren başka bir iddianame yayınlamıştır. Avukatına göre, iddianamede yer alan sözler “İslam’da şehitlerin yeri” ile ilgili olup, savcılık bunu terörizmin desteklenmesi olarak değerlendirmiştir.
İşgal yönetiminin Şeyh İkrime Sabri’ye zulmetme girişimleri bununla sınırlı kalmamıştır. İşgal güçleri Ağustos 2024’te, Mescid-i Aksa’nın minberinden şehit lider İsmail Heniyye’yi övdüğü gerekçesiyle evinde göz altına almış, birkaç saat sorguladıktan sonra aynı akşam serbest bırakmış ve birkaç günlüğüne Aksa’ya girişini yasaklamış, ardından da bu yasağı altı aya uzatmıştır.
Sonuç olarak, Mescid-i Aksa ve çevresindeki mescitlerin önemli meselelerden uzak tutulması, Filistin halkının acılarına karşı kayıtsız kalınması, mücadele ve direniş iradesinden koparılması, sadece dini söylemlerin bastırılması girişimi değil, daha çok Mescid-i Aksa’nın İslami bilinç açısından özünden koparılması, işgal silahlarının gölgesi altında sessiz bir mekana dönüştürülmesi ve ümmetin diğer kutsal mekanlarının minberlerinin bastırılması gibi Aksa’nın minberinin de bastırılması ve genel olarak camilerin rolününe ve özellikle de Aksa’nın merkezi konumuna aykırı olacak şekilde rolünün sadece ibadetle sınırlanması için ortaya konan sistematik bir çabadır.
Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Ali İbrahim tarafından yazılmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün tarafından yapılmıştır.
