```php ``` İşgal Polisi, Mescid-i Aksa’nın Altındaki Alanı Ele Geçirmekten Nasıl Doğrudan Mescidin Kendisine Yönelik Müdahalelere Geçti? - Kudüste Bugün

Written by • • Görüş

İşgal Polisi, Mescid-i Aksa’nın Altındaki Alanı Ele Geçirmekten Nasıl Doğrudan Mescidin Kendisine Yönelik Müdahalelere Geçti?

1990’lı yıllar boyunca İsrail işgal devletinin hedefleri, Mescid-i Aksa’nın altındaki alanlara odaklanmıştı. Bu amaçla tüneller kazdı, sinagoglar inşa etti ve çeşitli anlatılar ortaya attı. Bununla birlikte, Tapınak Gruplarının doğrudan Mescid-i Aksa’ya yönelik emelleri de açıktı. 8 Ekim 1990 sabahı yaşanan katliam da bu gruptan üyelerin kutsal mescide baskın düzenleyerek burada ibadet etmelerini ve kendi iddialarına göre Tapınağın temel taşını koymalarını engelleme girişimine karşı koyulması sırasında meydana geldi. Olayda 21 Filistinli şehit oldu, yüzlercesi yaralandı.

2000 yılında, dönemin İsrailli muhalefet lideri Ariel Şaron’un İslam’ın en kutsal üçüncü mabedi olan Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlemesinin ardından, söz konusu emeller mescidin yüzeyine ve avlusuna yönelik olarak daha da genişlemeye başladı. Bu kapsamda atılan adımların en dikkat çekicilerinden biri, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in bu yıl birden fazla kez Mescid-i Aksa üzerinde egemenlik ilan edildiğini duyurması oldu.

Yer Altı Alanı

Kudüs ve Mescid-i Aksa uzmanı Ibhais’e göre, Aksa’nın yönetimi zamanla Ürdün Vakıflar Bakanlığına bağlı İslami Vakıflar İdaresinden İsrail işgal polisinin kontrolüne geçti. İslami Vakıflar İdaresinin çalışanları takibata maruz bırakılırken, kurumun restorasyon da dâhil olmak üzere birçok faaliyetini yürütmesi engellendi.

Ibhais, Al Jazeera Net’e yaptığı açıklamada, 1990-2000 yılları arasında gerçekleştirilen değişikliklerin büyük ölçüde yer altındaki alanlarla ilgili olduğunu belirtiyor. O dönemde Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile İsrail işgal yönetimi arasında nihai çözüm müzakereleri yürütülüyordu. Bu süreçte, “yer altı alanı” kavramı gündeme getirildi. Bu kavrama göre, Mescid-i Aksa’nın yüzeyinin altı Yahudilere, üstü ise Müslümanlara ait olacaktı.

Bu dönemde, İslam’ın ilk kıblesi ve üçüncü kutsal mabedi olan Mescid-i Aksa’da çeşitli imar ve restorasyon çalışmaları gerçekleştirildi. Bunlar arasında, Mervan Mescidi’ne inen merdivenlerin yapımı ve söz konusu mescidin İslami Hareket ile Şeyh Raid Salah tarafından imar edilmesi de yer alıyordu.

Böylece yer altındaki alanlara yönelik çalışmalar 10 yıl boyunca devam etti. Bu süreçte, hâlen Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından aranan mevcut İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Mescid-i Aksa’nın kuzeybatısında bir tünel açtı. Bu gelişme, o dönemde Tünel İntifadası olarak adlandırılan olayların yaşanmasına yol açtı.

Yüzeydeki 4 Müdahale Hattı

Ibhais’e göre, Şaron’un 28 Eylül 2000’de Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlemesinden bu yana odak noktası, dört farklı hat üzerinden doğrudan mescidin kendisine kaydı. Bu hatlar şunlardır:

Birinci hat: Zamansal bölünme. İşgal polisinin kapılardaki varlığından yararlanılarak yerleşimcilerin içeri alınması ve baskın saatlerinde Müslümanların mescide girişinin kısıtlanması. Bu süreç dört aşamada gerçekleşti:

  • 2003: Baskınlar başladı.

  • 2006: Daha önce bireysel olarak gerçekleştirilen baskınlar, gruplar hâlinde ve kafileler şeklinde yapılmaya başlandı.

  • 2008: Daha önce uygulanmayan baskın saatleri belirlendi. Öğleden önce ve öğleden sonra belirli saatlerle sınırlandırılan bu zaman dilimleri, daha sonra birkaç kez genişletildi.

  • 2015: Yahudilerin bayramlarında Müslümanların Mescid-i Aksa’ya girişinin engellenmesi yoluyla, tam zaman paylaşımı olarak adlandırılan uygulamaya geçilmeye çalışıldı.

İbhais’e göre bugün ise bu zaman paylaşımının kapsamı genişletilmeye çalışılıyor. Bu doğrultuda, yatsı namazından sonra gece saatlerinde baskınlar düzenlenmesi ve cumartesi günleri Mescid-i Aksa’nın ibadete açılması yönünde girişimlerde bulunuluyor.

İkinci hat: Mekânsal bölünme. Bu süreç, başlangıçta yer altındaki alanlara yönelik bir fikir olarak ortaya çıktı. Daha sonra, 2000-2013 yılları arasında Mescid-i Aksa’nın güneybatı avlusuna odaklanıldı. Ancak ilim halkalarının düzenlendiği teraslarda sürdürülen nöbetler ve direniş, bu girişimi başarısızlığa uğrattı.

2013’ten sonra ise odak noktası Mescid-i Aksa’nın doğu avlusuna kaydı. Süreç, Babü’r Rahme (Rahmet Kapısı) Mescidinin bir bölümünü ele geçirme girişimine kadar ilerledi. Bu girişim, Babü’r-Rahme Direnişi olarak adlandırılan olaylara yol açtı.

Böylece mekânsal bölünme girişimleri üç farklı noktaya yöneldi:

  • Yer altı: Mervan Mescidi.

  • Güneybatı köşesi: Meğaribe Kapısı’nın açıldığı alan. Buraya yönelik girişimler, nöbetler ve ilim halkalarının düzenlendiği teraslarda yürütülen faaliyetler sayesinde başarısızlığa uğratıldı.

  • Doğu avlusu: Bu alanın bir bölümünü ayırma girişimi, Babü’r Rahme Direnişi sayesinde ertelendi. Ancak bu yöndeki tehdit hâlâ devam ediyor.

Üçüncü hat: Mescid-i Aksa’da Tevrat kaynaklı ritüellerin dayatılması.

2019 yılında yaşanan Babü’r Rahme Direnişi’nin mekânsal bölünme girişimlerini durdurmasının ardından yeni bir yöntem devreye sokuldu. Bu yöntem, Aksa’da ritüeller aracılığıyla Tevrat merkezli bir kimlik oluşturulmasını dayatmayı amaçlıyor.

Bu girişime, Mescid-i Aksa’ya düzenlenen baskınlarda ön saflarda yer alan akım öncülük ediyor. Söz konusu akım, dünya genelindeki sinagoglarda gerçekleştirilen tüm ritüelleri Mescid-i Aksa’nın içine taşımaya çalışıyor. Bu kapsamda, şofar ve ibadet kıyafetleri gibi dinî araçların mescide sokulması hedefleniyor. Ayrıca, Tevrat kaynaklı anlatılarda Tapınağa özgü olduğu ileri sürülen kurban sunma ve yere kapanarak secde etme gibi ritüellerin yeniden canlandırılması da amaçlanıyor.

Dördüncü hat: İslami Vakıflar İdaresinin rolünün marjinalleştirilmesi ve İsrail yönetiminin dayatılmaya çalışılması.

İşgal polisi, Mescid-i Aksa’da fiilî yönetim makamı hâline geldi. Sanki iki taraf arasında bir paylaşımı yönetiyormuş gibi hareket ediyor: Müslümanların varlığını İslami Vakıflar İdaresi, Yahudilerin varlığını ise fiilen Tapınak Dağı örgütleri yönetiyor.

Ibhais, bu süreç kapsamında bir dizi adıma dikkat çekiyor:

  • 2002: Turistleri içeri alma yetkisi İslami Vakıflar İdaresinden alındı.

  • 2003: Yerleşimcilerin baskınları, İslami Vakıflar İdaresinin iradesine rağmen dayatıldı.

  • 2008: Baskın düzenleyenler için belirli saatler uygulamaya konuldu.

  • 2011: İmar ve restorasyon çalışmaları engellendi; tüm imar projeleri İsrail komitelerinin onayına bağlandı.

  • 2018: Bakım çalışmaları dahi İsrail polisinin onayına tabi tutuldu.

  • 2019: Duvarların restorasyonuna ilişkin yetki bile İslami Vakıflar İdaresinden alındı.

İbhais’e göre böylece işgal yönetimi, yani İsrail polisi, adım adım Mescid-i Aksa’nın yönetimini ele geçirdi ve mukaddes mekânın iki ayrı yönetim arasında paylaşımını fiilen düzenleyen makam hâline geldi.

Filistin’in Kudüs Valiliği verilerine göre, bu yılın üçüncü çeyreğinde 27 bin 830 İsrailli yerleşimci Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi.

Hz. Muhammed’in ﷺ Miraç yolculuğuyla ilişkilendirilen kutsal mekân Mescid-i Aksa’ya, bu yılki Yahudi bayramları döneminde, 12 Eylül ile 2 Ekim tarihleri arasındaki üç haftalık süreçte 11 bin 409 yerleşimci baskın düzenledi.

Bu sayı, 2016 yılının aynı dönemine kıyasla yüzde 440’lık bir artışa işaret ediyor. Ayrıca söz konusu rakam, İslami Vakıflar İdaresinin o dönemde açıkladığı verilere göre, 2015 yılının tamamında Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyen yerleşimcilerin toplam sayısına oldukça yakın. İdarenin 2015 yılı için açıkladığı toplam sayı 11 bin 489’du.

Bu yazı Al Jazeera Net’te yayınlanmıştır ve çevirisi Kudüs’te Bugün ekibi tarafından yapılmıştır.