12 Eylül Cumartesi günü, işgal yönetiminin her yıl Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırılar açısından en önemli ve en uzun sezon olarak değerlendirdiği uzun Yahudi bayramları sezonu başlayacaktır. Bu sezon dört temel aşamadan oluşmaktadır: İlki, 12 ve 13 Eylül tarihlerindeki Cumartesi ve Pazar günlerine denk gelen İbrani Yeni Yılı’dır. Bununla birlikte, Tevrat’ta “Kefaret Günü” olarak bilinen ve 21 Eylül Pazartesi günü gerçekleşecek olan bayramla sona eren Tövbe Günleri başlamaktadır. Bu sezonun üçüncü bayramı, Tevrat’ta zikredilen Sukot (Çardaklar) Bayramıdır ve 25 Eylül Cuma günü başlayarak 02 Ekim Cuma gününe kadar sürmektedir. Ardından, bu uzun sezonun son günü gerçekleşecek olan 03 Ekim Cumartesi günü Simha Tora verilen tali nitelikteki bayram gelmektedir. Bu bayram, 2023 yılında gerçekleşen Aksa Tufanı’nın başladığı gün olarak Siyonist bilinçte derin biçimde yer etmiştir.
Son kırk yıl boyunca bu sezon, Aksa’ya yönelik en şiddetli ve en uzun süreli saldırıların başlıca dönemi ve onu savunmak amacıyla ayaklanmaların, intifadaların ve savaşların patlak verdiği zaman dilimi olmuştur. Zira Tapınak Gruplarına mensup Siyonist yerleşimciler, Aksa’da daha fazla Yahudi kimliğinin dayatılmasına yönelik çağrılarını yoğunlaştırmak için bu sezonu bir fırsat olarak değerlendirmektedir. Bunun üzerine işgal polisi ve Siyonist oluşumun çeşitli kurumları, “halkın talebine cevap verme” gerekçesiyle bu Yahudileştirme uygulamalarını dayatmaktadır. Böylece yerleşimci sömürgeciliğin en kötü biçimleri, kutsalların en kutsalında “demokrasi” adına “mağdur” ve onun “mağduriyetine” verilen yanıt kisvesi altında ortaya konulmaktadır!
Tapınak aktivistleri olan Siyonist yerleşimcilerin hazırlıkları ve çeşitli Siyonist makamların onların talepleriyle etkileşimi takip edildiğinde, başlıca hazırlıklar aşağıdaki şekildedir:
Birincisi: Şofar, dua kitabı ve Tevrat’a ait dini ritüel araçların Aksa’ya sokulması: Bu, 2018 yılından bu yana sahada dayatılmaya çalışılan uzun soluklu bir girişim sürecinin sonucu niteliğindedir. Söz konusu süreç, Ocak 2026’da baskın gerçekleştirenler için özel dua kâğıtlarının basılması ve bunların kendilerine dağıtılmasıyla büyük bir ivme kazanmıştır. Ardından, Aksa’nın 09 Nisan 2026 tarihinde yeniden açılmasının ardından bu kâğıtlar genişletilerek bir dergiyi andıran bir biçime dönüştürülmüş; daha sonra ise 23 Temmuz 2026 tarihinde Tapınağın Yıkılışının Anılması kapsamında gerçekleştirilen baskın sırasında Tapınağın Ağıtları Kitabı, Aksa’da dayatılan ilk Tevrat ritüel kitabı olarak içeri sokulmuştur.
Bu sürecin üzerine inşa edilerek işgal polisi, Tevrat’a ait genel ritüellerin kitabı olan ve Tevrat dualarının çoğunu içeren —bunlar ezberlenmiş dualar olmadığından, icra edilmeleri için bu kitabın bulunması gerekmektedir— Siddur kitabını, 16 Ağustos 2026 Pazar gününden itibaren deneme amaçlı dayatmaya başlamıştır.
İşgal polisi, bu denemeyi Aksa’nın Yahudileştirilmesi ve uzun süredir sonuçlarından çekindiği mevcut statükoda büyük değişikliklerin dayatılması amacıyla bizzat yönetmektedir. Nitekim baskınlarından hemen önce bu kitapların yalnızca 15 Siyonist yerleşimciye dağıtılmasına izin vermiştir. Özellikle de buna benzer büyük değişikliklerin daha önce 1996 Tünel Direnişi, 2015 yılında Tevrat bayramları sırasında Aksa’nın kapatılması girişimi, 2017 yılında elektronik bariyerlerin dayatılması girişimi ve 2019 yılında Bab’ür Rahme Mescidinin alanının daraltılması girişimi gibi direniş ve intifadaları tetiklemiş olması nedeniyle polis süreci bizzat yönetmektedir.
İkincisi: Aksa’nın akşam tövbe duaları (Selihot) ritüellerine açılması talebi: Bu talep, 10 Ağustos 2026 tarihinde başlatılan bir imza kampanyası aracılığıyla gündeme getirilmiştir. Söz konusu kampanya, genel olarak zamansal bölünme uygulamalarını genişletmeye yönelik bir çabanın parçasıdır. Mevcut hedef, yatsı namazından sonra akşam saatlerinde ek bir baskın süresinin oluşturulmasıdır. Böylelikle Siyonist yerleşimcilerin Aksa üzerindeki hâkimiyetinin daha da artırılması amaçlanmaktadır.
Bu husus, Adalet Bakanı Yariv Levin tarafından daha önce Aralık 2025’te vaat edilmiştir. Söz konusu vaat, geçtiğimiz Ramazan ayında baskın süresine bir saat eklenmesi ve Aksa’nın 09 Nisan 2026 tarihinde yeniden açılmasının ardından olağan baskın saatlerine yarım saat ilave edilmesiyle kısmen hayata geçirilmiştir. Böylece Pazar gününden Perşembe gününe kadar günlük süre altı buçuk saate ulaşmış, Cuma ve Cumartesi günlerinde ise baskınlar durdurulmuştur.
Üçüncüsü: Aksa’nın cumartesi günleri Siyonist baskınlara açılması talebi: Bu kampanya, 16 Temmuz 2026 tarihinde Tapınak Grupları sözcüsü Asaf Ferid’in yaptığı açıklamayla başlamıştır. Ardından kampanya, Aksa’nın cumartesi günleri baskın gerçekleştirenlere açılması talebini içeren bir dizi bildiri yayımlamaya başlamış; daha sonra Tapınak Grupları “Şabat Günü Tapınak Tepesi’ni Açma Komitesi” adını verdikleri yapıyı oluşturmuş ve bu yapı daha açık ve örgütlü duyurular yayımlamaya başlamıştır.
Bu komite, söz konusu hedefin gerçekleştirilmesini görüşmek üzere 27 Ağustos 2026 Perşembe günü Kudüs’ün Eski Şehir bölgesindeki İshak Çadırı Sinagogu’nda bir konferans düzenlemiştir. Konferansa Siyonist Enformasyon Bakanı Şlomo Karhi ile Likud Partisi milletvekili Amit Halevi katılmıştır.
Konferansın ardından Tapınak Grupları, Aksa’da Şabat’ın dayatılmasına yönelik özel dualar kaleme almış ve baskın gerçekleştirenleri bu duaları Perşembe günleri saat 14.00’te Aksa’da toplu şekilde okumaya çağırmaya başlamıştır. Tapınak Tepesi Din Okulundan haham Eliyahu Weber, bu dua halkalarının ilkini 03 Eylül Perşembe günü Mescid-i Aksa’da yönetmiş ve bu uygulama 10 Eylül 2026 Perşembe günü tekrarlanmıştır. Tapınak Grupları ise bunları tekrarlamayı sürdürmektedir.
Bunun yanı sıra Tapınak Grupları, Siyonist Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’e yönelik eleştirilerini de yoğunlaştırmış ve onu seçim amacıyla şantaj yapmakla suçlamıştır. Bu eleştirilerde, söz konusu uzun bayram sezonu içerisindeki üç ayrı etkinliğin cumartesi gününe denk gelecek olmasından yararlanılmıştır: İbrani Yeni Yılı, Sukot’un merkezi günlerinden biri ve Simha Tora. Ardından 10 Eylül 2026 Perşembe günü İsrail Yüksek Mahkemesi’ne başvurarak Mescid-i Aksa’nın cumartesi günleri baskınlara açılmasını talep etmişlerdir.
Tapınak Grupları, bu sezon içerisinde taleplerini gerçekleştirmelerinin büyük olasılıkla mümkün olmayacağının farkındadır. Ancak bu sezonu, cumartesi günlerinde Aksa’ya yönelik baskınların dayatılmasını sağlama umuduyla süreklilik arz eden bir süreci başlatmak için elverişli bir fırsat olarak değerlendirmektedirler.
Dördüncüsü: Rahmet Kapısının dış tarafında yeni bir dua noktası oluşturulması: Bu girişim, işgal ordusunda daha önce görev yapmış subay Uri Ohayon’un çağrısıyla başlamıştır. Ohayon, 15 Ağustos 2026 tarihinde Rahmet Kapısının önünde dua edilmesi çağrısında bulunmuş ve kapalı durumdaki Rahmet Kapısının “Tapınak Duvarı”nın en önemli bölümü olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre burası, “Rabbin ruhunun Tapınağa geldiğinde içeri girdiği” yerdir ve dolayısıyla iddiasına göre “dua etmek için en uygun mekândır”.
Bu toplu dualar, 27 Ağustos Perşembe akşamından itibaren gerçekleştirilmeye başlanmış; ardından 03 Eylül ve 10 Eylül Perşembe günlerinde, şofar üflenmesi eşliğinde tekrarlanmıştır. Bu duaların merkezi, sahabelerden Şeddad bin Evs ve Ubade bin es-Samit’in makamlarının karşısında ve Bab’ür Rahme Mezarlığı’na defnedilmiş Kudüslülerin bir bölümünün mezarlarının üzerinde yer almaktadır. Siyonist yerleşimcilerin bu noktaya gitmek üzere toplandıkları yer ise Givati Otoparkı’dır. Burası, işgal yönetiminin 1986 yılında Givati subay kursu mezunlarına karşı gerçekleştirilen Meğaribe Kapısı operasyonuna misilleme amacıyla el koyduğu vakıf arazisidir.
Beşincisi: Kızıl inekler sürecinin güçlendirilmesi: 09 Ağustos 2026 tarihinde Tapınak Grupları, Ürdün Vadisi’nde dinî Siyonizm yanlılarının bir yerleşiminde üçüncü bir kızıl ineğin doğduğunu duyurmuştur. Moshav Mehola olarak bilinen bu yerleşim, Tubas’ın kuzeyindeki Ürdün Vadisi’nde bulunan Bardala beldesinin toprakları üzerinde yer almaktadır.
Söz konusu çiftçiler dinî Siyonizm akımına mensup olduklarından, bu ineği doğrudan incelemeleri için Tapınak Enstitüsünden bir ekip çağırmışlardır. Böylece, iki ay önce Yukarı Celile’de doğan bir ineğe uygulanan işlemden farklı olarak, buzağının kulağının delinmesinin önüne geçilmiştir. Ayrıca ineği özel bir ahırda izole etmeye ve ona aşı yaptırmamaya karar vermişlerdir.
Tapınak Enstitüsünden hahamlar ve uzmanlardan oluşan bir ekip, 18 Ağustos 2026 tarihinde üç kızıl ineğin doğduğu çiftliklere ziyaretler gerçekleştirmiştir: İlki, Nasıra’nın kuzeyinde, Tur’an Dağı’nın batı yamacındaki Beit Rimon yerleşiminde; ikincisi Golan’daki Yehudiya tarım yerleşiminde; üçüncüsü ise Tubas’ın kuzeyindeki Moshav Mehola yerleşimindedir. Söz konusu ekip, savaş sırasında bu ineklerin doğmasını “Rabbin iradesinin tecellisini doğrulayan mucizeler” ve “Tapınağın kurulması sürecine yönelik ilahî himayesi” olarak değerlendirmiştir.
Sonuç olarak, Tapınak Grupları her yöndeki çabalarını yoğunlaştırmakta ve yaklaşan bayramlar sezonunu, yararlanmaya çalıştıkları Yahudileştirme için açık bir fırsat olarak görmektedir. Peki, bu hesapları başarıya ulaşacak mı? Yoksa daha önce benzer hesapları boşa çıkaran denklemi yeniden tesis edebilecek miyiz?
Bu yazı Kudüs Araştırmaları Uzmanı Ziyad Ibhais tarafından kaleme alınmıştır ve çevirisi Kudüs’te Bugün tarafından yapılmıştır.
