1-Siyonist projenin Mescid-i Aksa’yı Yahudileştirme hedefi—yıkım ya da bölünme yoluyla—her aşamada elde edilen ilerlemeyle bunun doğuracağı tepkiler arasında bir denge kurma esasına dayanır. Bu, fiil ile tepki arasında, kademeli olarak yükselen sızarak Yahudileştirme stratejisi çerçevesinde yürütülmektedir. Bu sömürgeci zihniyet 1925 yılında Haganah’ın Kubbetü’s Sahra’yı havaya uçurma planını, maliyet-fayda hesapları nedeniyle engellemesiyle şekillenmiş ve o tarihten bu yana bu yaklaşım belirleyici olmuştur. Zamanla bu stratejinin temposu, projenin liderlik yapısındaki ideolojik dönüşümlere göre değişmiş; Kudüs’ün demografik ve kentsel yapısını zorlayıcı biçimde dönüştürme, Mescid-i Aksa’yı yerleşimlerle kuşatma ve fırsat kollayarak yeni fiili durumlar yaratma yönünde ilerlemiştir. Bugün gelinen noktada, nihai sonuca her zamankinden daha yakın olunduğu izlenimi doğmaktadır.
2- Siyonist-Amerikan İran saldırısının başlamasıyla birlikte bu kademeli Yahudileştirme sürecinde niteliksel bir sıçrama yaşanmıştır. Bu durum, Mescid-i Aksa’nın saldırının ilk gününden itibaren ve Ramazan ayı boyunca ibadete kapatılmasıyla kendini göstermiş, bu uygulama günümüze kadar sürmüştür. Bu, Yahudileştirme projesi açısından son derece tehlikeli ve belirleyici bir gelişmedir. Daha da tehlikeli olan, İsrail’in bu durumu dayatabilmiş olmasıdır. Buna karşılık gösterilen yetersiz tepki dikkat çekicidir. Bununla birlikte, Mescid-i Aksa kuşatmasını kırmak için Eski Şehir kapılarında namaz kılmaya çalışan küçük ama kararlı bir grubun çabaları da sert şekilde bastırılmıştır. Bu genel durgunluk, Gazze’de süren yıkıcı savaş karşısında Filistin cephesindeki genel başarısızlık ve etkisizlikle bağlantılıdır. Bu durum, İsrail’in hem sert hem yumuşak araçlarla yeni bir fiili durum oluşturmasına olanak sağlamış ve daha ileri adımlar atma iştahını artırmıştır. Nitekim, Ramazan ayının 2013’ten bu yana ilk kez tam bir sakinlik içinde geçtiğini ilan etmiştir.
3-Ramazan Bayramının ilk gününde Kudüs Eski Şehir surları içindeki Yahudi Mahallesine kimliği belirsiz bir roket mermisinin düşmesiyle birlikte, Siyonist propaganda İran’ı Mescid-i Aksa’yı hedef almakla suçlayan bir söylem üretmeye başlamıştır. Bundan birkaç gün önce, Aksa’nın avlusuna düşen füze parçalarının ardından Tapınak Gruplarına ait sosyal medya hesaplarında, bir sonraki sefer bu parçaların Kubbetü’s Sahra’ya düşmesi yönünde temenniler dile getirilmiştir. Bu grupların, ordu içinde de güçlü bir varlığa sahip olduğu bilinmektedir. Askeri araçlarda ve mevzilerde Tapınak bayrakları taşınmakta ve askerî üniformalarda bu semboller kullanılmaktadır. Gazze’deki savaş sürecinde İsrail ordusunun, yer yer bağımsız hareket edebilen milis yapılara dönüştüğü de gözlemlenmiştir. Ayrıca bu gruplardan bir hahamın, daha önceki İran füze saldırısı sırasında Kubbetü’s Sahra’yı vurma fırsatının kaçırıldığını ve bunun İran’a mal edilebileceğini ifade ettiği de bilinmektedir. Bu bağlamda, 1956’daki Süveyş Krizi sırasında gerçekleşen Kefr Kasım Katliamı, bölgesel savaş ortamının Siyonist proje açısından nasıl fırsata dönüştürüldüğünün bir örneği olarak hatırlanabilir.
4-Tüm bunlar, ABD Savunma Bakanlığı’nın İran’a karşı yürüttüğü savaşı Armageddon savaşı olarak nitelendiren bir çerçeveye oturtmasıyla daha geniş bir ideolojik bağlama yerleşmektedir. ABD’li yetkililerden biri, görevine başlamadan önce Kudüs’ü ziyaretinde, “Tapınağın yeniden inşası için zamanın geldiğini” ifade etmiştir. Bu bağlamda, Siyonist hareketin, Haçlı Seferleri’nin ruhunu Batı dünyasında canlı tutma çabaları da dikkat çekmektedir. Bu çabalar, tarihsel araştırmalar, anma etkinlikleri ve özellikle Hıttin Savaşı’nın yeniden canlandırılması gibi faaliyetlerle sürdürülmektedir.
5- İsrail, İran’a yönelik saldırının nihai hedefinin yeni bir Orta Doğu oluşturmak olduğunu açıkça ifade etmiştir. Bu hedef, bölgedeki direniş güçlerinin tasfiye edilmesini ve Siyonist-Körfez ittifakının açık bir biçimde ortaya çıkmasını içermektedir.Bu süreç, İbrahim Anlaşmaları sonrasında gündeme gelen Mescid-i Aksa üzerindeki vesayet tartışmalarıyla da ilişkilidir. Özellikle Körfez ülkelerine bu vesayette rol verilmesi, nihayetinde Mescid-i Aksa meselesinin Siyonist perspektife uygun biçimde çözülmesini hedeflemektedir.
6- Mescid-i Aksa, günümüzde süren küresel ve bölgesel çatışmalar bağlamında önemli bir sembolik ve stratejik konuma sahiptir. Bu konum, tarihsel olarak Haçlı Seferleri’nden bu yana şekillenmiş olup, dini kutsallık ile siyasi mücadelenin iç içe geçtiği bir alanı temsil etmektedir. Bugün bu mekân, İslam dünyasının kimlik ve direniş söylemlerinde merkezi bir rol oynamaya devam etmektedir.
Bu yazı Süleyman el-Halebi Sömürgecilik Çalışmaları tarafından kaleme alınmıştır, çevirisi Kudüs’te Bugün ekibine aittir.
