```php ``` Kudüs Kanunu Sömürge Tarihi - Kudüste Bugün

Written by Görüş

Kudüs Kanunu Sömürge Tarihi

Filistin, asırlar boyunca tarih kitaplarına yazılmış zaferler ve trajedilerle dolu birçok olay yaşamıştır. Bu hadiselerin hepsi de Filistinlilerin kimlik inşası sürecinde ve hayatlarına yol çizmeleri hususunda Filistin hafızasında kendisine yer bulmuştur. Hiç şüphesiz Kudüs; 1099 Haçlı işgali, 1917 İngiliz işgali ve İsrail’in şehri Yahudileştirmek ve yerli halkı uzaklaştırmak adına uyguladığı politikalarla 1948’de Kudüs’ün batısını, 1967’de ise doğusunu işgal etmesi üzerinde Filistinlilerin kalbinde özel bir yere sahip olmuş ve şehrin siyasi ve dini özelliği gereğince de tarihin tam kalbinde yer almıştır.

Bu satırlarda Kudüs’ün tarih boyunca aralık ayında nelere tanıklık ettiğine ve Kudüs hakkında BM tarafından çıkarılan kararlara değineceğiz.

Haçlıların Kudüs’e Giden Yolu

Haçlılar 1096 ve 1291 yılları arasında dini kisve altında güç, hacim ve zafer oranlarının değişkenlik gösterdiği ancak temel hedefi Kudüs’ü kontrol altına almak olan sekiz ayrı askeri sefer başlatmıştır.

Askeri seferler, Katolik Kilisesi’nin mukaddes toprakları Müslümanlardan kurtarmak ve Kudüs’ü geri almak amacıyla haç sembolünü kullandığı çağrılarla başlamıştır. Ayrıca seferlerin Frankların küresel etkisini genişletmek, İslamiyetin Avrupa’ya yayılmasını durdurmak, dini perde arkasında farklı grupların çıkarlarına hizmet etmek ve siyasi, sömürgeci, ekonomik ve toplumsal birçok hedefi daha vardı.

Biz bu yazıda 1096 – 1099 tarihleri arasında gerçekleşen ilk askeri sefere odaklanacağımız için diğer hedeflerin açıklamasına detaylıca girmeyeceğiz. Bilindiği üzere Kudüs, Haçlılar eline 15 Temmuz 1099 Haziran ayında Antakya’nın ardından geçmiş ancak Haçlı kuvvetleri Kudüs’e Aralık 1098 yılında harekete geçmiştir.

Mart 1095’te Papa II. Urban, İtalya’nın Piacenza şehrinde bir dini konsey düzenlemiştir. Konseye Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos’un talebi üzerine İtalya’dan, Burgundy’den, Fransa’dan ve diğer yerlerden psikoposları davet etmiştir. İmparator, Müslümanların Küçük Asya ve Anadolu’da birçok bölgeyi ele geçirmeleri ve Antakyayı Bizanslılardan geri almalarının ardından bölgedeki İslami Türk-Selçuklu genişlemesine karşı önlem almayı hedefliyordu.

Papalık, Bizans imparatoru tarafından sunulan yardım talebinde papalığın üstünlüğünü krallık ve feodalizm üzerinde kurabileceğini, Hristiyan dünyasına egemen olmanın yanı sıraNorman tehdidini Sicilya’dan ve Güney İtalya’dan uzaklaştırmak için de bir fırsat ve faaliyetlerini Araplar ve İslamiyete karşı kutlu bir savaşa yönlendirebileceğini gördü.

1095 Kasım ayında Papa II. Urban Fransa’nın güneyinde Clermont‘da bir kilisede toplanan kalabalığa bir vaaz vermişti. Konuşmasında kendisinin Rabb’in yeryüzündeki temsilcisi sıfatıyla Rabb adına silahlı kutsal bir sefer başlatmaya, Batı krallarını, Batılı Hristiyanların Papalığın Allah’ın savaşı olarak adlandırdığı yani Arap ve Müslümanlara karşı yürütülen kutsal savaşa odaklanmaları için aralarındaki anlaşmazlıkları bitirmeye ve emirlerine boyun eğmeye çağırdı. Ayrıca kutsal topraklar yolunda ölse ya da savaşta öldürülse dahi bu sefere katılanların bağışlanacağını da bu vaazda duyurmuştu.

Seferberlik İki Şekilde Sonuçlanmıştır:

Avam Seferi: Piskopos Hermit Peter’in öncülüğünde çok sayıda çiftçi, fakir ve haydut bu grup içindeydi. 1096’da Konstantinopolis’e yola çıkmışlar ve Walter öncülüğündeki diğer bir grup Haçlı ile birleşmişlerdir. Yolculuk boyunca çalıp çırpmış ve bozgunculuk yapmışlardır. Bu durum Bizans İmparatoru’nu onları Küçük Asya’ya göndermeye itmiştir. Bunoktada, geride çok az sayıda Haçlı kalana dek onları ağır bir yenilgiye uğratan Selçuklularla karşılaşmışlardır.

Şövalye Seferi: Kuzey Fransa ve Lorraine Şövalyeleri Ordusu, Batı Fransa ve Normandiya Şövalyeleri Ordusu, Güney Fransa ve Provençal Ordusu, Norman Şövalyeleri Ordusu olmak üzere dört ayrı kuvvetten oluşmuştur. Yolculukları sırasında Almanya, Avusturya, Macaristan ve diğer yerlerden de birçok kişi orduya katılmıştır. Orduların yaklaşık 60 ila 100 bin savaşçıdan oluştuğu tahmin edilmektedir. Önce Konstantinopolis’e gitmişler, ardından Küçük Asya’ya Selçukluların başkenti İznik’i kuşatmış ve 1097’de de İznik’i ele geçirmişlerdir.

Haçlı orduları Haziran 1097’de İznik’in düşmesiyle bazı zaferler elde etmişlerdir. 1 Temmuz 1097’de Dorileon Muharebesi’ni kazanmışlar ve bir yıl süren uzun ve maliyetli bir kuşatmanın ardından 3 Haziran 1098’de Antakya’yı işgal etmişlerdir.

1098 Aralık ayında Haçlı orduları Kudüs’e doğru yola çıkmışlardır. Yol boyunca Suriye’nin birçok sahil kenti Haçlıların eline geçmiştir. Ayrıca Beytüllahim şehri de Kudüs’e varmadan 7 Haziran 1099’da düşmüştür.

Dük Godefroy de Bouillon liderliğindeki mukaddes şehri kuşatan Haçlıların sayısı, bu görev için Avrupayı terk eden 7.000 şövalyeden yaklaşık 1.500’ünü oluşturuyordu. Orduyu takip eden 20 bin yayadan ise yalnızca 12 bin kişi geride kalmıştı.                                                                       

Haçlılar mukaddes şehri 15 Temmuz 1099’da ele geçirene kadar bir ay sekiz gün süren kuşatma altındayken mancınıkla bombalamış, surlarına tırmanarak kapılarını açmak için uğraşmışlardır.

Birkaç gün süren kuşatmanın ardından dini ritüeller de gerçekleştirmişlerdir. Haçlılar Kudüs’ü işgal ettiklerinde korkunç ve çirkin katliamlara imza attılar. Öncelikle toplu bir katliamla yalnızca Arap simasına sahip oldukları için Müslüman, Yahudi ve Hristiyan ayrımı yapmaksızın şehirdeki insanları katlettiler.

Tarihçilerin araştırmalarına göre yirmi gün süren katliamda yaklaşık yüz bin Kudüslü öldürülmüş, cesetler yakılmış, parmaklar kesilmiş, altın ve mücevher bulmak için karınlar deşilmiş ve Mescid-i Aksa’nın bir kısmı bir at ahırına dönüştürülmüştür.

İngilizler 1917’de Kudüs’ü İşgal Ediyor

İngiltere, sömürgeci çıkarları Siyonist hareketin çıkarlarıyla uyuştuktan sonra Filistin’i işgal etmiştir. 1917’de Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ordusu ile İngiliz Ordusu arasında meydana gelen büyük ve zor savaşların nihayetinde Kudüs’ün Haçlılardan kurtarılmasından sonra yaklaşık yedi yüzyıl devam eden İslami yönetim son bulmuştur. Böylece Filistinliler için zulüm, baskı ve yerinden edilmeyle geçecek uzun bir tarih ve beraberinde 1948’de İngiliz işgali bitene dek uzun yıllar devam edecek Yahudi göçü ile demografik değişim başlamıştır.

Birinci Dünya Savaşı 1914’te patlak vermiş ve Osmanlılar 1915 Ocak ayında (Alman müttefiklerinin talebiyle) İngilizleri Dardanelya Boğazından (Çanakkale Boğazı) uzaklaştırmak için Mısır’a Filistin üzerinden girmeye karar vermişlerdir. Ancak İngilizlerin Süveyş Kanalı’nın gerisindeki konumu ve güçlü savunmaları Osmanlıyı ağır bir yenilgiye uğratmıştır. 1916 Nisan ayında Osmanlılar İngilizlere Mısır’da yeni bir savaş açmak için geri dönmüş ancak Süveyş Kanalı’nın ardında bekleyen İngiliz topları nedeniyle bu saldırı da yenilgiyle sonuçlanmıştır. Osmanlıların Mısır’daki ikinci yenilgilerinin ardından İngiltere cesaretlenmiş ve Filistin’e savaş ilan etmiştir.

Osmanlılar İngilizlerin Filistin’e saldırma niyetlerini öğrendiğinde son nefeslerine kadar şehri müdafaa etmeye karar vermişlerdi. İlk savaş 27 Mart 1917, ikincisi ise 19 Nisan 1917’de verilmiştir ve İngilizler her iki saldırıda da büyük bir yenilgiye uğratılmışlardı.

Ardından General Edmund Allenby, General Mori’nin yerine İngiliz Ordusunun Mısır’daki komutasını almıştır. Ordu düzeninde büyük ıslahatlar gerçekleştirmiş, askeri istihbarat organının iyileştirilmesi için çalışmalar yürütmüş ve ordusuna eskisinden daha güçlü ve daha iyi yeni toplar, mekanik makineler, mühimmat ve teçhizat temin etmiştir. Komutanlığıkoordine etmiş, Nil’in sularını Sina Çölü’ne çekme girişimlerini iki katına çıkarmış, demir yolunu Gazze’deki Deyr el-Belah’a kadar uzatmış ve daha uzaktaki İskenderiye yerine Port Said’deki Kantara şehrini ordusunun ikmal merkezi haline getirmiştir.

Bu sırada Osmanlılar ise Başkomutan Enver Paşa, Kafkas orduları komutanları ve Cemal Paşa liderliğindeki ikinci, dördüncü, altıncı ve diğer ordular liderliğinde bir savaş konseyi oluşturmuşlar ancak bu konseyde kesin bir karara varamamışlardır. Liderlikteki bu düzensizlik ve değişimler gölgesinde Osmanlı Ordusunun durumu gittikçe kötüleşmekteydi. Açlık ordu saflarında kol gezdiği için Cemal Paşa’nın ordusu halka ait tahılların yanı sıra doğum ve üreme için bırakılan hayvanların ayrımını dahi yapmadan hayvanlara da el koymuştu.

Osmanlılar safında kaos hakimken İngiliz Ordusu teçhizatlarıyla Kudüs’e doğru yola koyulmuştu. 31 Ekim 1917’de önce Bi’r’üs Sebe’yi ardından 17 Kasım 1917’de Gazze’yi, Yafa ve Ramle’yi işgal edip Allenby komutasındaki güçler Kudüs’e doğru ilerlemeye başlamışlardı.

Osmanlılar İngiliz ordusunun ilerleyişini durdurmak için ellerindeki tüm imkânlarla yollarını kesmeye başladılar. İlk başlarda zafer elde etseler de Allenby askerlerine ek kuvvetler gelene kadar direnme emri vermişti. 1 Aralık 1917’de iki taraf arasında Şilta Köyü’nde Osmanlıların yenilgiye uğradığı bir savaş gerçekleşti. Bu yenilgi Osmanlıların morallerini oldukça etkilerken İngilizlerin Kudüs’e ilerleyişini hızlandırdı.

8 Aralık tarihinde durum Osmanlı orduları için hiç de iç açıcı değildi. Yirminci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa savunmanın imkânsız olduğunu düşünmüş ve mukaddesatların zarar görmemesi için geri çekilme kararı vermişti. Öğleden sonra Kudüs Belediye Başkanı Hüseyin el-Hüseyni, devir teslim belgesini İngiliz Ordusunun Onuncu Tümen Komutanı’na teslim etmişti. Öğleden sonra İngiliz ordusu Kudüs’e üç yönden girmiştir. Allenby’nin Kudüs’e girmesi ise 11 Aralık 1017 tarihine tekabül etmekteydi. Arap Devrimi’nin bayrakları şehirde hiç dalgalanmamışken İngiliz bayrakları göndere çekilmişti. Emile Al-Ghouri anılarında Allenby’nin Kudüs’ün işgalinde hazırladığı konuşmasını şehrin yöneticileri ve ileri gelenleri önünde yaptığını ve Haçlı seferlerinden bahsederek şunu söylediğini kaydetmiştir: “İşte şimdi Haçlı seferleri bitmiştir.” İnsanları son derece rahatsız eden bu konuşma üzerine Kudüs Müftüsü Kamil el-Hüseyni ve beraberindeki kalabalık “kutlamaları” terk etmiştir.

Ben Gurion’un Kudüs’ü İsrail’in Başkenti İlan Etmesi

3 Aralık 1948’de İsrail Başbakanı David Ben Gurion Kudüs’ün batısını İsrail’in başkenti ilan etmiştir. Aralık 1949’da ise beraberindeki bakanlarla birlikte ofislerini Kudüs’e taşımışlardır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1949 yılında İsrail’in Kudüs’ü başkent olarak ilan etmesini tanımadığını ilan eden 1949 tarihli 303 sayılı kararı yayınlayarak buna karşılık vermiştir. Ancak İsrail, buna karşılık olarak karara karşı çıkmış ve başkentinin Tel Aviv’den Kudüs’ün batısına taşınacağını duyurmuştur. İsrail, Knesset genel merkezinin inşasını 1966 yılında İslami Vakıflara ve Filistinli ailelere ait arazi üzerinde tamamlamıştır.

Trump’ın Amerika Birleşik Devletlerinin Kudüs’ü İsrail’in Başkenti Olarak Tanıdığını Açıklaması

6 Aralık 2017’de ABD Başkanı Donald Trump ABD’nin işgal altındaki Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ve ülkesinin büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma hazırlıklarına başladığını açıkladı.

Trump, televizyonda yaptığı bir konuşmada “Bugünkü kararım İsrail ile Filistinliler arasındaki çatışmaya yeni bir yaklaşımın başlangıcını işaret ediyor demiştir.

Ardından konuşmasına “1995’te Kongre, federal hükümeti ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşımaya ve bu büyük önem taşıyan şehri İsrail’in başkenti olarak tanımaya çağıran bir yasa çıkardı. Kongres bu kanunu Cumhuriyet ve Demokrat partisinin ezici çoğunluğuyla kabul etti ve altı ay önce de senato tarafından oy birliğiyle yeniden onaylandı” sözlerini eklemiştir.

Konuşmasını “Ancak 20 yıldan fazla bir süredir eski Amerikan başkanlarının tümü bu yasanın uygulanmasını erteledi. Amerikan büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınmasını ve Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımayı reddettiler. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanınmasının ertelenmesinin barışı güçlendireceğine inandıkları için bu yasanın açıklanmasını ertelediler. Ancak tavizle geçen yirmi yılın ardından İsrail ve Filistin arasında kalıcı bir barış anlaşmasına varma konusunda hiçbir ilerleme kaydedemedik. Aynı yaklaşımı tekrarlamanın bizi daha iyi veya farklı bir sonuca götüreceğini düşünmek aptalca olur. Bu yüzden Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak resmen tanımanın zamanının geldiğine karar verdim.” açıklamalarıyla sürdürdü.

Konuşmasını şu cümleyle sonlandırmıştı: “İsrail egemen bir devlettir ve diğer egemen devletler gibi başkentini belirleme ve bunun bir gerçek olduğunu açıklama hakkı vardır.”

BM Güvenlik Konseyi, Mısır’ın Kudüs’e ilişkin karar taslağını oylamak üzere 18 Aralık Pazartesi günü bir toplantı düzenledi. Ancak konsey karar taslağını 14 üyenin desteklemesine rağmen taslak kabul görmedi ve veto hakkını kullanan ABD nedeniyle tasarı yürürlüğe konmadı. 21 Aralık 2017’de BM Genel Kurulu, Kudüs’ün statüsünü değiştirmeye yönelik her türlü önlemi reddeden 19/10 sayılı kararı kabul etti.

Kudüs’le İlgili Önemli BM Kararları

Aralık ayında Kudüs ile ilgili bir dizi BM kararı çıkarıldı ve bunların en önemlileri şunlardı:

2016 tarihli 2334 sayılı karar: 23 Aralık’ta Güvenlik Konseyi, İsrail’in Kudüs’ün doğusu da dahil olmak üzere 1967’den beri işgal altındaki Filistin topraklarında yerleşkeler kurmasının yasal bir meşruiyeti olmadığını doğrulayan kararını yayınladı ve Tel Aviv’in tüm yerleşim faaliyetlerini derhal durdurmasını ve 4 Haziran 1967 sınırlarındaki herhangi bir değişikliği tanımamasını talep etti.

2003 tarihli 10/14 sayılı karar: 8 Aralık 2003 tarihinde Genel Kurul, Uluslararası Adalet Divanı’ndan Filistin topraklarında ve Kudüs’ün doğusunda duvarın inşası konusunda süratle istişare görüşünde bulunmasını ve bu konuda uluslararası hukukun kural ve ilkelerini ortaya koymasını istedi.

2015 tarihli 98/70 sayılı karar: Genel Kurul tarafından 9 Aralık’ta yayınlanan karada işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerini, Kudüs’ün doğusu ve çevresindeki yerleşim yerlerinin genişlemesini ve İsrail’in Ayrım Duvarı’nı yasa dışı olarak inşa etmeye devam etmesini kınadı.

2016 tarihli 96/71 sayılı karar: Genel Kurul tarafından 6 Aralık’ta çıkarılan karar 12 Ağustos 1949 tarihli savaş sırasında sivillerin korunmasına ilişkin Cenevre Sözleşmesi’nin Kudüs’ün Doğusu da dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin toprakları için geçerli olduğunu bir kez daha teyit etmektedir.

Bu yazı Fadıl Arabi tarafından kaleme alınmıştır, çevirisi ise Kudüs’te Bugün ekibine aittir.